Onlar ayakta dururken, otururken, yatarken hep Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler (ve şöyle derler:) “Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, seni tenzih ve takdis ederiz. Bizi cehennem azabından koru! (Al-i İmran-191)
Hatırlıyoruz, düşünüyoruz. Bu hatırlamak nasıl bir hatırlamak? Her anımda her şeyde farkındalıkla gözlemleniyorum, kendimi gözlemliyorum aynı zamanda beni gözlemleyen Rabbimi gözlemliyorum. Bunun farkındalığında olarak bir zikir etme. Aklın bunu tahayyül etmesi. Düşüncenin birçok çeşidi var. Tahayyül, Tehayyür, tedebbür, tefekkür, tefehhüm, tezekkür. Aklın birçok icraati var.
Özet, akıl ile kalp arasında çok güçlü bir ilişki olduğunu fark etik. Aklımı besledikçe kalbim sükûnet uluyor. Aklımı kullanmadığımda kalbim sertleşiyor, huzuru bulamıyor, karamsarlaşıyor.
İsfahani: “Bilgiyi kullanmaya hazır olan kuvvettir.” Akıl öyle bir şey ki sanki fare kapanı gibi, avına bakıyor,
avını sürekli takip ediyor. Aklın avı nedir, bilgi. O kadar hazır kuvveti var k bilgiyi kapmaya müthiş bir kuvveti var.
İsfahani “bilgiyi alma kuvveti akıldır aynı zamanda kazandığı bilgi de akıldır.” :
Hz. Ali:
“Gördüm aklı ki ikidir; tabiatta olan ve duyulan.
Duyulan fayda vermez, yoksa eğer tabiatta.
Nitekim güneşte fayda vermez, gözün de ışığa kapalıysa.”
Peki bilgiye kapılar nasıl açılacak? Neyle? Merak ile
Reyhan Özyağlı