Haruki Murakami’nin "Kumandanı Öldürmek" eseri, yazarın olgunluk dönemi şaheserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu roman, sadece bir "kayboluş" hikayesi değil; sanatın doğası, bellek ve tarihin karanlık köşelerine dair bolca metafor içeren , karakterlerle beraber sizi de kuyulara indiren bir derin yolculuk.
Kurgu, eşi tarafından terk edilen bir portre ressamının, dağ başında inzivaya çekilmesiyle başlar. Ancak Murakami evreninde "inziva" asla sadece yalnızlık demek değildir; bu, bilinçaltının kapılarının aralanacağinin bir işaretidir.
Ana karakter ıssız bir yerde olan evin çatı katında o evin sahibi olan ünlü bir ressama ait bir tablo bulur. Bence "Kumandanı Öldürmek" tablosu, sanatçının kendi içindeki şiddetle, tarihle ve bastırılmış duygularla yüzleşmesini simgeliyor .Ressamın, birinin portresini çizerken "yüzün arkasındaki asıl şeyi" görme çabası, Murakami’nin hakikat arayışını temsil ediyor.
Murakami bu eserinde, Japonya’nın II. Dünya Savaşı sırasındaki geçmişine , özellikle Nanking Katliamı
'na gönderme yapiyor.
Kitapta karşımıza çıkan küçük Kumandan figürü beni çok etkiledi. Bir müddet ana karakterin hayali olduğunu düşündüm. Kitabın ilerleyen bölümlerindeki "Metaforlar Labirenti" ise sanki okuyucuya "zihnimizin labirentlerinde kaybolmadan kendimizi bulamayacağımızı" hatırlatıyor. Derin çok derin mesajlar...
Ayrıca benim için çok ilginç olan normalde okuyucunun arayıp bulduğu metaforları, yazarın bu kitabında açık açık metafor tanimlamasiyla anlatmasıydı.
TAVSİYE: Haruki Murakami’nin dünyasına girmek, çoğu zaman sisli bir ormanda yürümeye benzer; yolunuzu bulmaya çalışmak yerine manzaranın tadını çıkarmak gerekir.
Kitapta karşınıza çıkan fantastik unsurları (konuşan ideler, gizemli çukurlar) hayatın doğal bir parçası gibi kabul edin. Gerçeküstü