İnsanların bir soruna saplanıp kalmalarının nedeni, yaşadıkları sorunlara kendi katkılarını görememeleridir. Bakışları başkalarının inatla yapmayı sürdürdüğü şeylere takıldığı için çoğu insan onları birbirine bağlayan örüntüleri görmekte zorlanır. Aile terapistinin görevi bu insanları uyandırmaktır.
Gelin görün ki, der Rogers, onaylanma gereksinimimiz kendini gerçekleştirme iç güdümüzü bozar. Bizim için en iyisi olmasa bile, başkalarının istediğini düşündüğümüz şeyleri yapmayı öğreniriz.
Kendini tamamlama ile onaylanma gereksinimi arasındaki bu çatışma, zamanla iç yönelimlerimizin -hatta bunları işaret eden duyguların- yadsınmasına ve çarpıtılmasina yol açar. Öfkemizi içimize atar, coşkumuzu dizginler, hayatlarımızı beklentilerden oluşan bir dağın altına gömeriz.
Terapiye gelen aile üyelerinin anlattıkları gerçek deneyimlerini değil, bu deneyimlere ancak belirli açılardan benzeyen yeniden yaratılmış anıları
yansıtır.
Hatırlarsan Justin'le uğraşırken irade kavramına kafayı takıp bu konuda elime geçen her şeyi okumaya başlamıştım: William James, Rollo May, Hanna Arendt, Allen Wheelis, Leslie Farber, Silvano Arieti.