Feride Çiçekoğlu'nun "Uçurtmayı Vurmasınlar" eserinden uyarlanan filmin girizgahı şöyleydi: "Barış'ı tanıdığım yerde ne çiçekler vardı ne de başı bulutlarda bir çınar. ...." . Aklıma bu replik geldi, bugün Nazım Hikmet'in bir şiirinde şu dizeleri okurken:
Malum ya, bulunduğum yerde
ne sapı sedefli bir çakı var,
ne de başı bulutlarda bir çınar
Belki avluda bir ağaç bulunur ama
gökyüzünü başımın üstünde görmek bana yasak...
.
Nadir anlarda bu tür - 'ilham' mı desek, 'taklit' mi desek her neyse- tespitlerde bulunmak bana pek bir mutluluk veriyor. Kimsenin fark etmediği güzel bir şeyi ortaya çıkarmış olmak gibi bir dedektiflik hissi oluşturuyor. Özel hissettim bea :)
Yaşamak gibi bir dert, yaşayabilmek gibi çileli bir mecburiyet var. Anlatamazsın, anlayamazlar, tarif edilemiyor. Elmas gibi keskin, yaşamaya çalışmak. Tırmandıkça dibe çöken, sabitlendiği bir yeri olmayan halata bağlanmak gibi bir şey. En zayıf olan bile güçlüdür bu bakımdan, yaşamak için direnmek...
Zenginlerin tuzu kuruydu ve kendileri istemedikçe çalışmaları gerekmiyordu ve toplumun içine karışmak gibi bir zorunlulukları da yoktu ki, bu durumda salgınla asıl başı dertte olanlar yoksullardan başkası değildi.