kadir

kadir
@Umberto_
tıp
Diyarbakır/1996
192 okur puanı
Aralık 2016 tarihinde katıldı
Babalar ve Oğullar
Puan vermedi·260 syf.··
2023 1. kitabı
nihilist ol(duğunu san)an bazarov ve onu öğretmeni olarak görüp ona özenmeye çalışan, kısmen daha az nihilist olan arkadiy adında iki nihilist ile aristokrat, gelenekçi birkaç karakter içeren önemli ve ilk modern rus romanı. turgenyev, romanda nihilizm'in duygular karşısındaki çaresizliğini açıkça ortaya koyuyor. dünyanın gerçeği şudur: çalışan, üreten, kısacası nihilist görüşte adi olarak tanımlanabilecek herkes ve her şey. ancak nihilist bazarov, bilimin rehber edilmesi gerektiğini, din, aşk, duygusallık, insani ilişkiler gibi değerlerin bir hiç olduğunu ve saf dışı bırakılması gerektiğini düşünür. ta ki onu keşfetmek isteyen ve ona duygusal hareketlilik sağlama yoluyla hükmetmeye çalışan güzel bir kadına denk gelene kadar. burada ipler kopuyor, kabuk kırılıyor, bazarov duygusal hareket ediyor, aşık oluyor, böylece nihilistliğe aykırı davrandığı için olanlardan ve kendinden nefret ediyor. nihilizme ihanet sayılan aşık olma olgusu yüzünden harap oluyor adeta. öğretmeni olduğu ve zaten nihilizmle bağı pamuk ipliğine bağlı olan arkadiy'in de nihilizme aykırı davranışlarını görünce hem sevdiği kadından hem de arkadiy'den uzaklaşıp, kaderin cilvesidir ki, kendisini çok seven ailesine dönmek zorunda kalıyor. kaderin cilvesi; çünkü sevgiyi de gereksiz görüyor. turgenyev, eserde rusya'yı nihilizmle tanıştırıp öte yandan da nihilizm'in çaresizliğini, yetersizliğini gözler önüne serer. nihilizmi, ilkelerini doğru bulduğundan değil de tıpkı bir ideolojiye softaca bağlıymış gibi özgür iradeden ve duygularını serbest bırakmaktan yoksunmuş gibi anlatır. ki bana göre nihilizm böyle bir şeydir. her şey hiçtir ve değersizdir dersin ama birine aşık olursun, birine acırsın, işte o zaman her şeyin bir "hiç olmadığını" anlarsın. nietzsche de bir yük eşeğinin kırbaçlandığını
Babalar ve OğullarIvan Turgenyev · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202555,8bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·520 syf.··
2022 1. kitabı
kişi doğal iken sevgiler ve hürmetler de doğal ve gerçek idi. fakat doğallığını kaybedip artık ünlü biri olduğunda insanlar sendeki öze değil, suni bir değere dönüşmüş olan sen'i önemserler ve sahte ile gerçek sevgi ayrıştırılamaz hâle gelir. Martin'i ünlü olmaktan pişman ve huzursuz eden şey de buydu. "ben eski Martin'im ve bana değer katan bu kitapların hepsi çoktan yazılmıştı, ben aynı Martin'im ama şimdi bana olan ilgi ve tapınmalarınız neden?" deyişi bu yüzdendi. Martin, insanların tüm bu sahte sevgileriyle karşılaştığı anlarda onlardan tiksinip bu sahtekarlıklarını yüzlerine vurmak yerine buna lakaytlaşmayı da öğrendi. onlara bir ders vermeyi düşünmüyordu, buna aldırış etmemeyi öğrenmişti. bu ruhsal yücelme, Martin'in kitapta atıfta bulunduğu, Nietzsche'nin üstinsan modeline uygun bir kişilik özelliği olsa gerek. Martin'i sona götüren esas şey aşk değildi, saf aşkın imkansızlığı değildi. onu sadece aşkın değil, tüm duyguların sahte ve sosyal statüye bağlı oluşu ve bunun getirdiği 'kainata sığamamak, insanlara tahammül edememek' hissi yok etti. Martin önceleri proleter idi ve alt sınıfının mutlu insanıydı. rastlaştığı üst sınıf hayatına tanık olunca bu yaşantıya imrendi ve bireysel gelişimini gördükçe öz sınıfına nefretle ve küçümseyen bir gözle bakmaya başladı. buna mukabil, yeni sınıfının buhranı onu öz sınıfına geri döndürtmeyecek kadar yıpratmıştı. Jack London esasında bir sosyalist, yani toplumcu. sosyalist kişi bireyciliğe zıt olup, bireyciliğin çıkarcı yanına muhalefet eder ve toplumu benimser, alt katmanı öne çıkarmak suretiyle her katmanı kolektif olarak düşünür. ancak London, Martin karakterini bireyci olarak ele alıp bireyciliğin yok edici kötü yanını bize aktarmak istemiş ve nihayetinde bunu unutulmaz bir eserde bize geçirebilmiştir. kitap aynı
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,8bin okunma
Puan vermedi·44 syf.··
2021 6. kitabı
sokrates peygamber olabilir mi? bu kitap, antik yunan'ın çok tanrılı inancını reddedip bunu çarşıda pazarda insanlara anlatmaya çalışmakla suçlanan ve yunanların önde gelen kişilerinden meletos'un dava etmesiyle yargılanan sokrates'in mahkemedeki savunmasını içeriyor. sokrates gerçek bilginin ahlâkî olması ve kişiye faydasının olması gerektiğini, boş bilginin faydasız olduğunu düşünür. Tanrı tarafından, söylemesi gereken şeylerden vazgeçmemesi gerektiği konusunda emir aldığını söyler. Tanrı ile iletişimde olduğunu, ölüme mahkum edilmesinin atina'ya bela getireceğini, ama söyleyeceklerinden ölüm pahasına da olsa vazgeçmeyeceğini dile getirir. ölümü, ölümden kurtulmak için yalandan ağlayıp el etek öpmeye tercih eder. sokrates, öğrettikleri karşılığında ücret almazdı. hiç kitap yazmadı. "tek bildiğim şey, hiçbir şey bilmediğimdir" diyerek, bildiğini zannedenlerin cahil oldukları yönünde halkı uyandırabilmiş ve bu da ona olan düşmanlığın nedenlerinden biri olmuştur.
Sokrates'in SavunmasıPlaton (Eflatun) · Elips Yayınevi · 201264,6bin okunma
9/10
·244 syf.··
2021 5. kitabı
zülfü livaneli, kitapların 'okunması için' okunabilir olması gerektiğine inanan ve bunu kitaplarına tutarlı bir şekilde geçirebilen bir yazar. süslü dil ve anlatımın yazarın bir ego tatmini olduğunu, bunun okunurluğu azalttığını düşünüyor. ayrıca sırf kitap yazmış olmak için değil, anlatacak bir şeyinin olması gerektiği için yazmak lazım diyor. "her şeyde olduğu gibi edebiyatta da modalar egemen oluyor ama bunlar benim hiç ilgimi çekmiyor. son otuz kırk yılda, kitapların kendi içinde bir oyun oynaması, bir kitaptan başka bir kitap çıkarmak veya bir kişiliğin ikiye bölünmesi gibi öğelere ağırlık veren postmodern edebiyat modası var. bir de kitap ne kadar zor okunursa derinliği o kadar fazla olur anlayışı egemen. bu anlayış yanlıştır. buna karşı hepimiz mücadele edelim" livaneli, sadece türkiye'de yaşayıp dar kalıplarda yaşamış bir entelektüel değil; müzik için, düşünceleri için, yazmak için zorlu yollardan geçen, bu uğurda hapis yatmış olan hümanist bir insan. avrupa'da, amerika'da, asya'da konferanslara katılıp çok sayıda çok yönlü insan tanıyan bir yazar, düşünür, müzisyen, yönetmen, politikacı. kendi deyimiyle bir polimat. edebiyattan felsefeye, mitolojiden insanlık tarihine, sanattan gündelik yaşamın sosyolojik eleştirisine kadar ve birçok enteresan anektodlarla dolu bu denemesini öneririm. onun da dediği gibi, bir kitabı elinize aldığınızda kendini okutamıyorsa o kitabı bir kenara atın ve başka birine yönelin. dünyada okunacak sayısız kitap var. işte bu kitap, kenara atılacak türden değil, kendini okutabilen bir kitap. hemen her sayfada altını çizmek isteyeceğiniz kelimeler, isimler, anektodlar, pasajlar var. hatta baktım bazı not etmelik kısımların altını çizmek yetmiyor, sayfayı yıldızlayıp bir yere not ettim. bu yerleri yazayım: syf 30 -> seçtiği
Edebiyat MutlulukturZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 20202,448 okunma
Puan vermedi
bu romanı yarım bırakıyorum. erhan bener'i okumaya "tekilleşme" ile başladım. tekilleşmeyi bitirdiğimde erhan bener'in tüm eserlerini okumak istiyorum dedim ve birkaç tanesini daha aldım. ardından "kedi ve ölüm" ve "macellos da vinci'nin akılamaz serüvenleri" takip etti. şu anki romanı 105.sayfada durmak üzere okumayı bıraktım. nedeni şu: erhan bener'in çoğu romanı psikolojik. romanlarda karakterler topluma yabancılaşmış, yalnızlığa hapsolmuş, sosyopat, yaşamak için enerjisi ve isteği kalmamış, inanç ve ahlak değerleri olmayan, psikolojik sorunları olan kişiler. romanlarında betimleme fazla, diyalog çok az. bunların yanında beni okumaya devam etmekten alıkoyan esas şey şu: bir durumu, süregiden bir olayı anlatırken birden bunların gerçek olmadığını, hayal ürünü veya yanılsama olduğunu gösteren başka bir duruma geçiş yapıyor. örneğin; tren yolcuğu yapıyor, kompartmandaki insanların durum analizini yapıyor, dışarının tasvirini yapıyor, trenden inince bir çocuğa, okuması için gazete parçası veriyor. buraya kadar her şey normal, ama sonra bir anda "ayağa kalktım ve kitaplıktan bir kitap daha çıkardım" diyip tüm bu olayın gerçekliği konusunda kafayı allak bullak ediyor ve okuyucu, tüm bu okumanın boşa olduğu duygusuna kapılıyor. diğer romanlarında da bu durumlar vardı fakat onlarda akıp giden olaylar, diyaloglar vardı. bu eserde kimin kim olduğu, anlatılan şeyin hayal ürünü mü yoksa yanılsama mı olduğu belli değil. ki bunu kendi de romanlarda dile getiriyor. bu esere tekrar dönüş yapacağımı sanmıyorum. sağlık olsun.
Baharla GelenErhan Bener · Everest Yayınları · 201770 okunma