Edebiyat Mutluluktur

·
Okunma
·
Beğeni
·
5783
Gösterim
Adı:
Edebiyat Mutluluktur
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
244
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050911473
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Zülfü Livaneli, Vatan gazetesindeki köşesinde çok zevk aldığı, hayatını adadığı edebiyat konusunda görüşlerini paylaşmak ve özellikle de "yüreğini kanatlandıran sözlere sevdalanmış" yazar adaylarına faydalı olmak için "Edebiyat Notları" yazmaya başlamıştı. Don Kişot'tan Karacaoğlan'a, Tolstoy'dan Yaşar Kemal'e, Güneş-Dil Teorisi'nden Nâzım Hikmet'e, film müziklerinden @ işaretine kadar pek çok kişi ve konuya değinen bu yazılar kısa sürede büyük ilgi gördü, sadık bir okur kitlesi oluşturdu. Edebiyat Mutluluktur'da bu yazılardan ince elenip sık dokunarak seçilmiş yazıları ve Livaneli'nin "Benim Gözümden Yaşar Kemal" ve "Edebiyat Üzerine" başlıklı iki konuşmasını bulacaksınız.
(Tanıtım Bülteninden)
244 syf.
·3/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Edebiyat Mutluluktur kitabını okumadan ölebilirsiniz dedim: https://youtu.be/cw421oNbC14

Livaneli, Livaneli
Cebindeki para kaç haneli?

Bu kitap için Livaneli egosu mu desek, kibri mi desek bilemedim. Maalesef ki adam kendisini bir Proust, Dostoyevski ya da Eco sanıyor. Kendisini yazın dünyasının Mevlanası ilan etmiş desek yanlış olmaz.

18. sayfada "İnsanlar kitapları ilaç niyetine değil, zevk almak için okuyorlar." demiş kendisi.
Katılmıyorum.
Salt pragmatist bir bakış açısıyla okunulduğu sürece kitapların hedonizme hizmet eden haz oyuncaklarından farkı kalmazdı. Hem kitaplar, neden ilaç niyetine okunmasınlar ki? Benim için bir Vermidon, Parol, ağrı kesici ya da vitaminin veremediği mental etkinin çok daha fazlasını bir kitaptan alıp, kendi auramı iyileştirebiliyorsam misal olarak bir Zweig ya da Dostoyevski kitabını insanın dünyasını geliştiren bir ilaç olarak düşünmenin nasıl bir sıkıntısı olabilir?

18. sayfanın hemen yan sayfasında, bir kitabı okumaya zorlanmak saçmalıktır, düşüncesini savunuyor.
Katılmıyorum.
İnsan artık bir süre sonra akıcılıktan uzak, okumanın çetin olduğu Karasu, Musil, Proust gibi yazarları okumanın özlemini duyuyor. Bu tip yazarlar insanın beynini sanki unutulmuş bir makine odasına uzun yıllar sonra ilk kez girildiğinde tekrar çalıştırılıyormuş gibi bir etki veriyor diye düşünüyorum.

25. sayfada Türkiye'deki bazı yayınevlerinin edebiyatı salt ticari bir kurum, ürünün niteliğiyle değil daha çok edeceği piyasa değeriyle öne çıktığını savunan kapitalizmi eleştiriyor. Ama kendisi Türkiye'nin kapitalizm yayınevlerinin babası olan Doğan Kitap'ta kitaplarını yayımlıyor.

49. sayfada Dostoyevski'nin romanlarındaki St. Petersburg sokaklarını esrarengiz ve çılgınca olduğunu belirtip sonrasında yazarın bize bu durumu belirten bir tek cümle sunmadığını söylüyor.
Yoo, katılmıyorum ki.
Beyaz Geceler'de Dostoyevski'nin şehirdeki binaların farklı karakteristikleriyle konuştuğu bölümlerden tutun da, Budala'daki idam mahkumunun son saniyelerini 3 parçaya ayırıp şehri detaylı bir şekilde tasvir ettiği bölüme kadar Dostoyevski anlattığı şehirleri gayet de belirten cümleler sunuyor aslında. Kemiklerin sızlama partisine hoşgeldiniz.

66. sayfada Umberto Eco'nun Prag Mezarlığı'nda anlattığı kişilik bölünmesine diss atıyor. Eco'ya klişe falan demeye kalkışıyor. Eco, mezarından Livaneli'nin bunu dediğini duysaydı sanırım Livaneli, Eco'nun önünde diz çöker tövbe isterdi. Bir tarafta göstergebilim, mimari mekan anlatma ustalığı ve Hristiyan dünyası ustası Eco, diğer tarafta halk tarafından sürekli beğenilecek şeyler yazan popüler kültür hizmetlisi Livaneli? Kemiklerin sızlama partisine 3. aranıyor...

73. sayfada, Postmodern edebiyatın modasının bittiğini savunuyor, hatta postmodernizme gönül vermiş yazarlara siyasi suçlar ve toplumsal trajediler konusunda edebi yazım kısıtları sunuyor. Yahu Livaneli, bırak da insanlar istediklerini yazıp, istediklerini okusunlar. Sana mı kaldı, eksperimental tarzda ürün vermek isteyen yazarları tek tipleştirme sevdası?

81. sayfada Fransız basını tarafından göklere çıkarılan Livaneli'yi ben, gökteki bacaklarından aşağı tutup Dostoyevski, Eco, Musil ve Proust'un mezarlarının başında dua etmeye yollamak istiyorum.

96. sayfada Türk-İslam geleneğinin düşünceye önem vermediğini belirtip sonrasında Gazali gibi isimler yüzünden bilime bile kuşkulu gözlerle bakıldığını belirtiyor ama kendisi her fırsatta Elif Şafak gibi bir Mevlana alıntısı paylaşıp, popüler halk onayını kazanmayı pek bir vizyon sanıyor. Bu kısımda kendisinin bu Gazali görüşü, yine kendisinin sürekli kullanmakta olduğu Mevlana vizyonuyla çelişiyor.

107. sayfada Türkiye'nin son yıllarda müzik konusunda içine sürüklendiği yaratıcılık fukaralığını ve genç müzisyenlerin deneme yapmadığını belirtiyor. Bu bölümün altına gerçekten de kocaman bir "NE?!" yazdım. Livaneli kendi müziğini gözleri kapalı icra etmeye çalışırken bilmiyor ki, Türkiye'de elektronik indie deneyen Büyük Ev Ablukada, thrash metal, garage rock, alternatif rock, ska-punk, psychedelic rock deneyen Athena, reggae deneyen Sattas, Komik Günler, Luxus, rap deneyen Mode XL, İndigo, elektronik rock deneyen Nihil Piraye, Rebel Moves, Jazz deneyen Dolunay Obruk, Eylem Pelit, Volkan Öktem, 123, İlhan Erşahin, Elif Çağlar, anadolu Rock deneyen Flört, indie rock deneyen Palmiyeler, The Revolters, The Away Days, southern metal deneyen Black Tooth, punk rock deneyen Cemiyette Pişiyorum ve alternatif rock deneyen Gaye Su Akyol, Alarga, Peyk, Malt, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Adamlar, Bubituzak, Ayyuka, Kalben, hard rock deneyen The Ringo Jets gibi isimler var. Türkiye müziği Livaneli ve onun sevdiği müzik tarzlarından ibaret değil! Türkiye'deki genç müzisyenlerin hepsini bu incelemeye sığdıramadım, geri kalanı burada : #37038363

219. sayfada sanatın oyun olmadığını kesin bir dille belirtiyor, zaten sırf bu yüzden yanlış bir kere. Küçük bir çocuğun legoları birleştirmeye çalışıp yaptığı şey bir oyundur ve aynı zamanda sanattır. Kumdan kaleler bir sanattır. Mimarlık aynı zamanda mekanlarla ve labirentlerle bir oyun oynama sanatıdır. Eğer sanat, bir oyun ya da bir arayış hiyerarşisi olmasaydı bu kadar -izm çıkamazdı canım Livaneli.

Kitapta anlatılan aslında çok güzel şeyler de olmasına rağmen sırf bu dediklerimin varlığı, genellemelerin çok isabetsiz ve güncellikten uzak olması Livaneli'nin kendisinden soğumamı fazlasıyla sağladı. Doğan Kitap'ın Livaneli'ye ayarladığı evler kaç haneli ya da Livaneli'nin cebindeki para kaç haneli bilmiyorum ama kesin bir şey var ki, Livaneli popüler kültürün bug'ını bulmuş. Para vanaları onun elinde ve o bu vanaları istediği gibi yönetmeyi çok iyi biliyor. Yani, "En doğru, en iyi ve en okunabilir edebiyat, en dinlenebilir müzikler seninki be tamam işte kardeşim!" demeden bu adamı anlayamıyorsunuz, benden söylemesi.
244 syf.
Kitapta Livaneli'nin edebiyatla ilgili yazılarında dikkatimi çeken bir iki noktaya değinip fazla uzatmayacağım.

Yazarları kült haline getirip ölümsüzleştiren başlıca unsurun, yarattıkları karakterlerin okurun aklında kalıcı yer etmesi olduğunu ifade edilmiş. Buna örnekler de verilmiş; Raskolnikov, Jan Valjean gibi. Sonra Paul Auster'in ise bu konuda yetersiz olduğu ifade edilerek anlatılmak istenilen husus pekiştirilmek istenilmiş. İnsan genelde bir düşüncesini anlatırken bunu sık sık yapar. Burada düşünceye katılıyorum. Çünkü kült eserleri aklımıza getirdiğimizde en başlıca baş karakterleri veya çok spesifik yan karakterleri gelir. Ancak okurken de aklıma geldi ve bundan dolayı her ne kadar fikre katılsam da yazar- fikir düzleminde inanılırlığını azalttı. Çünkü Livaneli'nin çok sayıda kitabını okudum ama Son Ada'daki Başkan ve Serenad'daki kadın dışında herhangi bir karakter aklımda kalmadı. Bu aklimda kalan iki karakterin de adlari hafizamda yer etmedi. Gerçi Son Ada'daki başkanın adı zaten kitapta geçmiyor diye animsiyorum. Ama önemli değil, zaten anlatılmak istenilen akılda yer edici bir karakter oluşturabilmek. Bunu açıkçası Livaneli'nin başardığını düşünmüyorum. Paul Auster'in ise zannederim iki kitabını okumuştum. Onlardan da aklımda bir karakter kalmadı ama yazarın henüz one çıkmış eserlerini okumadıgim için bu durumu onun için kesin şekilde belirtemem.

Livaneli anlaşılıyor ki sanatın halk için yapması tarafında ama sanatın sanat için yapılmasından pek hoşlanmıyor. Bunu özellikle postmodern edebiyata yönelttiği eleştirilerde görebiliyoruz. Postmodern edebiyatın dünya genelinde bir tür gerçeklikten kaçış olduğunu ve edebiyatın kendi içinde laf oyunları ile halka sırtını dönmesi gibi bir durum olduğunu düşünüyor. Türkiye özelinde ise edebiyatın halktan uzaklasmasini 12 Eylül Darbecilerinin halkı sistemli şekilde siyaset ve ülkenin temel gundemlerinden/sorunlarından uzaklaştırma planlarına dayandırmış. Bu konuda kendisini destekleyen bir veri bence sinemada bulunuyor. Yeşilçam'ın yönünün o sıcak aile tablolarının ve ülke sorunlarının anlatıldığı noktadan adeta pornovari gösterir bir noktaya gelmesi ve bununla birlikte meşhur 68 kuşağı ve ardından ona yakın kuşakların siyaset ve ülkenin sorunları ile olan yakın ilişkileri ile daha yakın tarihli nesillerin bu konularla ilişkisinin/ilgisinin durumu bu tarz veriler olarak değerlendirebilir.

Benim kendi düşüncem ise sanat ne sadece halk içindir ne de salt sanat içindir. Sanat, sanatçının dünyaya, evrene ve kendisine açılan penceresidir. Bunla birlikte ise kendi içine fazla kapanan bir edebiyatın ise ne kadar uzun süreceği ve geniş kitlelere hitap eder halde devam edebileceği ise şüphelidir. Bir divan edebiyati değerlidir ama kaçımız severek ve ilgiyle onu açıp okuruz. Ama öte yandan halk edebiyatını ise çoğumuz severek ve ilgiyle okuruz. Çünkü onda kendimizden parçalar buluruz.

Livaneli sık sık kitapların günümüz dünyasında basım, yayım ve tanıtım noktasinda kapitalist düzenin olumsuz etkisi altında olduğunu belirtmiş. Yani ne para ediyorsa ve ilgi görüyorsa salt ona yönel şeklindeki faydaci anlayışın edebiyata, nitelikli eserlere ve özellikle yeni yazarlara zarar verdiğini ifade etmiş. Bu noktada kült eserlerin ölümsüzlüğünü sağlamada karakterlerin önemi konusunda aldigim hissin aynısını duydum. Çünkü en son Livaneli'nin Huzursuzluk kitabını okumuştum. Birçok açıdan bence başarısız bir eserdi ve sanki aceleye gelmiş hissiyatı veriyordu. Bir de bunun üstüne işlenen konunun sıcak gündem konusu olmasi da insanın aklına haliyle gündemdeki konuya yönelik duygusalligi yüksek bir eser yazıp piyasaya süreyim düşüncesi mi hakim oldu kitap yazimina geliyor. Livaneli sık sık aldığı ödüllerden ve kitaplarının çok sayıda ülkede basilmasini dile getirmiş ve sanki bu durum kendi başına onun başarılı bir yazar olarak addedilmesini sağlayabilecek bir unsur gibi olduğunu hissettirmis. Ancak salt ödüller bir yazarı başarılı olduğunu göstermez. Bunu şundan diyorum; yetenekli yeni yazarların ortaya çıkmasının bu düzende zor olduğunu haklı olarak belirtiyor. Çünkü reklamı çok yapılan ve genellikle gündeme yönelik yeterince derinliği olmayan eserlerin piyasaya çok surulmesinin ister istemez okuru bunlara yönlendirdigini ve yetenekli yeni yazarların eserlerinin ilgi görmediğini belirtmiş. Ancak insanın aklına yazarın elestirdigi düzenin hoşuna gidecek özellikte eserler yazdığını getiriyor ister istemez. Tabi Livaneli'nin kendisi açısından eserleri bu kıstasa girmiyor olabilir. Keza birçok okurunun yayinevini arayarak Serenad'daki karakterlerin gerçekten yaşayıp yaşamadigini sorduklarini örneğini vererek kendisinin başarılı olduğu mesajını almış olabilir. Bunla birlikte şunu da belirtmeliyim; tılsımlı ve benzeri kitapların olduğu bir piyasada Livaneli ve benzeri yazarların hepten kötü olduğunu düşünmüyorum. Özellikle klasik edebiyat yani bence daha zorlu ve edebi değeri yüksek olan eserleri çok okumazken, benim hosuma gider ve okumaya ısındırırdı. Yine ara ara belki okuyabilirim ama eski keyfi alamayacagimi düşünüyorum kitaplarından.

Şunu da belirtmeliyim; Livaneli yazım tekniği olarak basit, anlaşılır olmayı ve her şeyi açıklamayıp bazı şeyleri okura bırakmayı tercih ettiğini söylemiş. Ama biraz fazla okura 'birakiyor' gibi ve tekniğini biraz fazla basit ve 'anlaşılır' tutuyor gibi. Ne yapmaya ve anlatmaya çalıştığını anlıyorum ama bunda başarılı olduğunu söyleyemeyecegim. Evet, okura bazı şeyleri bırakmak, dilinin anlaşılır olması iyidir ama bunun ölçüsü tutturulmazsa yavan, tatsız bir sonuç da ortaya çıkabilir. Okumaktan neden hoşlandığımı henüz çözemedigim Murakami mesela bu konuda başarılı diyebilirim.

Livaneli'nin şu an ülkede yaşayan insanların Osmanlı Sultanları ve yaşamı algısının gerçek dışı olduğu, Mevlana'nın kimi hikayelerinin günümüzde film yapılsa RTÜK tarafından ağır cezalar yiyeceği hatta halk tarafından linc edileceği yani geçmiş tarihteki edebiyat, sanat ve eğlence dünyasının şu an bizim sandığımız ahlaki değerlerle o kadar da uyumlu olmadığı fikrine katılmamak elde değil. Yazar bunu kötü bir amaçla yani Mevlana'yı veya Sultanları kınama için de söylemiyor. Gayesi, bir devrin sanatını ifade edis tarzı ve özellikle ahlaki görüşleri, değerleri başka devre göre farklılık gösterir ve nihayetinde de yasakçı bir anlayışın olmaması, daha toleransli olunmasidir.

Osmanlı'da felsefenin olmaması veya yetersiz olmasının şimdiki sorunların bircoguna temel teşkil ettiği fikri de keza yerindedir. Benzerini İslam dünyası için de söylemiş yazar, ama İslam dünyasının yetiştirdiği insanların felsefe ve dünyaya katkılarını da ifade ederek. Bunla birlikte Gazali ile birlikte bir düşüşün olduğunun altını çizmiş. İbni Rusd ekolu hakim olsa çok başka olabileceğini ifade etmiş. Genel manada bu da mantıklıdır. Benim kendi fikrim; evet İslam dünyasının parlak olduğu vakitlerde birçok değerli bilim insanları yetişmiştir. Bunların dünya bilim tarihine katkıları yadsinamaz ki herkes de bunun hakkını veriyor. Lakin felsefe noktasında şöyle bir sorun var; Hristiyan dünyasının da yaptığı gibi İslam dünyasındaki ilgili kişiler de Antik Yunan felsefelerini daha çok Tanrıyı nasıl kanitlariz, temellendiririz doğrultusunda kullanıyorlar. Bu ağırlıkta yaklasiyorlar. Mutezile ekolunun içinden vahiy mi akıl mi dersek önce akıl diyenler de çıkıyor; kutsal kitapların gerekli olmadığını ifade edenler de ama nihayetinde buna zıt ekol yani vahiy her şeyden önce gelir doğrultusundaki düşünce şekli galip geliyor. Akıl koşullanmadan özgürce kullanılan bir şey değil vahyin izin verdiği şekilde kullanılan bir şey haline sokuluyor. Felsefe zaten şeytanvari bir konuma düşürulüyor. Bu yaşanılanlara İslamın kendisinin etkisi neydi herkes kendi düşünür kararını verir. Livaneli de kendi düşünmüş kararını vermiş.

Son olarak da Livaneli sık sık Rönesans tipi sanatçıları vurgulamis. Sanatın tek bir alanıyla kendisini sınırlamayip birden fazla alanla ilgilenenlerden bahsetmiş. Sanırım kendisinin de bu yönde olduğu fikrinde ve bu açıdan bu konuya çok önem vermiş. Ayrıca yer yer yazarın anlatiminda hissedilen kibirli hava rahatsızlık verici bir unsurdu, bunu da belirtmeliyim.



İyi okumalar
244 syf.
·4 günde
Edebiyat üzerine güzel bir deneme olduğunu düşünüyorum. Kitapta ortaya attığı fikirlerin biri hariç hepsine katılıyorum. Bu deneme sayesinde Zülfü Livaneli'nin romanlarındaki yazma tavrının nedenini anlamış bulunmaktayım. Düz bir anlatımı, dili ortadan kaldırarak anlatmayı derin bir romanda başarı olarak görüyor Livaneli. Onun romanlarını okurken beğenmediğim yanı da bu tarafı zaten. Neyse bunlar kitabın konusu değil, kitap gerçekten değerlidir. Son zamanlarda deneme kitapları okumaktan büyük keyif almaya başladım ki, çokta faydalı buluyorum bu tür denemeleri. Kitapta edebiyatla ilgili gerçekten güzel notlar bulacaksınız. Nazım Hikmet ve Yaşar Kemal, Karacaoğlan, belki de düşünmediğiniz noktaları düşündürtecek size. İlginç olan bir şey de 40 yıllık Yaşar Kemal arkadaşlığı ve birlikteliği!!!
244 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Ne de güzel bir kitaptı...

Sevdiğim çoğu yazar ve kitap buradaydı. Hemingway, Kırmızı Pazartesi, Don Quiote...

Edebiyatı seviyorum; layıkıyla üzerinde çalışamasam da ustalardan duyduklarımın bir kısmına da olsa aşina olmak mutluluk verici.

Yazmış olmak için yazan tayfadan gına gelmişti artık. Bu konudaki fikirleri güzeldi Livaneli'nin. Ne de olsa her kitap okunmaz. "Sevmediğiniz kitabı okumayın, yarım bırakın" diyor ayrıca. Ben de inatla bitirmeye çalışıyordum ama bunu deneyeceğim.

Edebiyat üzerine güzel bir eser olmuş. Keyifli okumalar dilerim

Bu arada beraber okuduk sevgili kızlarla:
Öznur ʙüşʀᴀ~ @Tutututuba İLayda Asiye Yiğit
244 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10·
Zülfü Livaneli ... Her kitabında kafanızda farklı ve hoş bir lezzet bırakıyor. Tabi bu lezzeti tadmakta onu anlamak ve yaşamakla oluşuyor.Livaneli okuyanlar çok iyi bilir bu hisleri. Edebiyat Mutluluktur kitabında ise biz okurlara ; Haznesi bilgiyle dolu bir okyanus sunuyor. Neler mi var bu okyanusta ? Ilk olarak hepimizin yaşamında etkili olmuş rehber edindiğimiz yazarlar ve şairlerden başlayayım. Tostoly ,Dostoyevski, Yaşar Kemâl ,Nâzım Hikmet, Niçe ve aklımıza taht kurmuş karakterleri ele alıyor onlar üzerinden geniş bir yelpaze kazandırıyor biz okurlara edebiyat konusunda. Karacaoğlan ,Yunus Emre gibi halk ozanlarımızı okumamızı ve dilimizi zenginleştiren kelimelerin değerleri üzerinde durmamız gerektiğini vurguluyor.
2. Olarak da Yayınevlerinin kapitalizmin etkisi altında kalarak eski değerlerini yitirdiğinden bahsediyor ki buna katılıyorum. Piyasaya baktığınızda popülaritesi yüksek kitaplar öncelikleri oluyor. Dolayısıyla biz okurlara kaliteli kitaplar bulmak epey zorlaşıyor.
3. Olarak Yeni yazarlara tavsiyelerde bulunmuş . Bunlardan bir tanesi ;iyi yazmak için çok iyi okur olmaları gerektiğini söylüyor. Çünkü okumak aynı zamanda kelime dolu bir hazineyle ufku geniş bir hayalgücü sunuyor.
4. Olarak biz okurlara sevmediğiniz kitapları bir kenara koyup ,okunacak olan başka bir kitaba yönelin diyor ki bu çok doğru sonuçta dünyada okunmayı bekleyen daha çok kitap var :)
5. Olarak edebiyat alanında bilmemiz gereken Roman ,Şiir ,Eleştiri, Çeviri üzerine kendi yaşadıklarından çarpıcı örnekler veriyor. Bana göre bilgi denizinde boğulmadan yüzeye nasıl çıkacağınızı Zülfü Livaneli sayesinde öğrenme şansımız oluyor. Ki kendisi Yaşayan bir edebiyat rehberi değerinin bilinmesi gerektiğini düşünüyorum. Tavsiye edeceklerime önyargı ile yaklaşmamalarını da tavsiye ediyorum.
244 syf.
·21 günde·Beğendi·9/10
“Alıntılamaya doyamadığım, bitirdiğimde bilgiyle doymuş olduğum şaheser”
Zülfü Livaneli gibi bir yazarın ülkemizde kıymetinin bilinmemesini ne zaman bir eserini okusam daha çok anlamıyorum. Dünyada bir çok ülkede fazlasıyla tanınan, özellikle müzik ve edebiyat alanlarında kayda değer eserler üreten, hatta kitapları bazı yabancı üniversitelerde derslerde okutulan Livaneli bizimkiyse, sorun kimde? Evet, apaçıktır ki düşünceleri ve savunduğu şeylerden dolayı, sisteme ve bir takım devlet şahıslarının amaçlarına ters düşmesi buna sebep oluyor. Bizim hiçbir şeyi sorgulamamızı, kafa yormamızı istemeyen sistem bu gibi insanları sürgün ediyor, yeri geliyor bir şekilde yok ediyor ya da eserlerini yasaklıyor. Büyük kayıp bizim için. Ama son yıllarda insanların biraz daha bilinçlenmesi biraz daha umudumuzu diri tutuyor.
İçeriğe gelecek olursam; her zamanki gibi büyük beklentilerle başladığım ve okudukça da kendimi çok daha mutlu hissettiğim bir eser oldu. Yazar yine tarzını ve bilgisini konuşturmuş. İlk defa bu kadar akıcı ve sıkmayan, konuları bu kadar güzel işleyen bir deneme alanında eser okudum. İnanın o kadar çok şey öğreniyorsunuz ki; bir de baktım ki neredeyse kitabı komple çizmişim- cümlelerin altını yani. Bu güzel düşüncelerinden ve de bilgilerden bir kısmını mahrum kalmamanız adına burada da paylaştım. :) İçerisinde edebiyat ile diğer sanat dalları arasındaki bağlantı, bazı yazarlarla ilgili spesifik bilgi, alıntı ve kısa hikayeler, siyaset, kitap önerileri, yayıncılık ve günümüz sorunları gibi aklınıza gelmeyecek bir çok alanda fikirlerini beyan etmiş, bunları yazarken de bilgi hazinesini resmen konuşturmuş. Bitirdiğimde o kadar mutluydum ki çünkü bir kitaptan bu kadar çok şey öğrendiğim ilk defa oluyor.
Edebiyata fazlasıyla ilgi duyan ve kitap kurdu olan herkesin kesinlikle okuması gerektiğini düşündüğüm bir eser. Romanlarından aldığınız tadın daha da üstünde, kat kat bilgiyle donatılmış bir deneme okuyacağınızdan şüpheniz olmasın. Keyifli okumalar :)
244 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Kitap Zülfü Livaneli’nin edebiyat üzerine başarılı tespit ve değerlendirmelerini içeriyor. Okumayı, edebiyatı ve deneme türü sevenlerin zevkle okuyacağı güzel içerikler var. Yerli ve yabancı bazı yazarların hayatlarınıdan ilginç kısa bilgiler ve Yaşar Kemal, Nazım Hikmet’e dair uzunca yazılar içeriyor.

Yazarın köşe yazıları, edebiyat hakkında düşündüren anlatıları karşılıklı sohbet havasında ilerliyor. Faydalı güzel bilgilerin yanısıra kitap listesi oluşturabileceğiniz yerli ve yabancı kaliteli eserlerden tavsiyelerde bulunmuş. Ayrıca roman yazmak isteyenlerin de ufkunu açacak nitelikte.. kitap oldukça akıcı. Okuduğum en güzel yerli deneme diyebilirim.
244 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bir yazarın kitaplarını okumadan önce; okumak - yazmak - insan - hayat hakkındaki düşüncelerini, beğendiği yazarlar, etkilendiği akımlar, yıllar içinde geçirdiği değişim ve gelişmelerin ipuçlarını ortaya koyan kısa yazılarından oluşmuş derleme bir kitabı okumak kesinlikle gerekli ve faydalı diyebilirim.

Livaneli'yi daha çok müziği ile tanıyan biri olarak, bugüne kadar kitaplarını merak etmeyip okuma ihtiyacı duymadığım için çok üzgünüm.

Özellikle, yazmanın incelikleri üzerine bu derece etkili bir anlatım sergileyen bu kitapta, aslında okumanın da felsefesini yeniden keşfediyorsunuz.
244 syf.
·Beğendi·9/10
Zülfü Livaneli'nin sanatsal zekâsını, edebiyat üzerinde en başarılı şekilde gösterdiği sıradışı bir inceleme, deneme kitabı. Hasan Ali Toptaş ın da Harfler ve Notalar kitabı belki aynı kategoridedir fakat hangisinin güzel olduğu konusunda karar vermem mümkün değil. Edebiyat üzerinde deneme yapan onlarca yazar vardır. Zülfü Livaneli bu kitabıyla sanki "Buyurun bu meseleyi bir de benden dinleyin." diyor. Tıpkı halk müziğine cover yapan diğer sanatçıların "Buyurun bu şarkıyı bir de benden dinleyin." demesi gibi. Kitap tam bir yol yahut başucu kitabı olabilecek düzeyde. Livaneli bestelerinde ihtişamla bastığı notaların hissiyatını bu kitaba yerleştirmiş. Yalnızca notaları değil kelimeleri kullanmış. Kitabın kapağını kapattığınız zaman şu hissi muhakkak duyacaksınız; acaba kaç kitap sonra ben bu kadar güzel yorum yapabilirim? Cevap kitapta gizli. O sayfaları hatırlayacaksınız. O sayfaları bulmak için hızlı bir şekilde sayfaları değiştirip, oraya geldiğinizde sanki denizden çıkan yunus balığı gibi bir hisle orada ki ölçüyü alıp müthiş bir hayal dünyasına dalacaksınız. Çalışırken, konuşurken, televizyon izlerken bu kitaptan sizin yüreğinize dokunanlar hayal kurduracak size. İçinde saklı birkaç genel kültür bilgisi ile ne kadar ilgi görebileceğinizi, sevdiklerinizle muhabbet ederken oradaki kelimeleri kullanarak onları ne kadar etkileyebileceğinizi, sizden tavsiye isteyenlere vereceğiniz muhteşem cevapları... hepsini anlık olarak göreceksiniz. Sizde sıradan cümlelerle konuşarak ağzınızdan çıkan bir basit sözle bir şiir, bir roman başlatacaksınız. Neden bu kadar eminim? Çünkü Livaneli gibi yazarları okuyan, sorgulayan, takip eden, meraklı ve eleştirel düşünen kişiler eminim bardağın taşması için dolmasını bekliyorlar. Nitekim yeni yeni Livaneli ler de çıkmıyor değil.
Sosyoloji de duyarlılığın bir kanunu vardır: insan yalnızca kötü olay veya olaylara kayıtsız kalmayarak duyarlı olmaz, iyi ve güzel olan olaylara da kayıtsız kalmamalı. Etrafınızdaki insanların, kitapların ve şiirlerin kıymetini bilin ve onlara kayıtsız kalmayın. Beğendiğinizi, sevdiğinizi, ilfatınızı söylemekten çekinmeyin. Bunu tam olarak başarabildiğiniz zaman artık bardağınız taştı demektir hayırlı olsun.
Okumanızı elbette tavsiye ediyorum, edebiyat, şiir, müzik ve sanat konusunda marjinal bir bakışı gözkerinize katmış olarak bulacaksınız kendinizi...
Faşizme gönül veren entelektüelleri anlamak gerçekten çok zor. Mesela Knut Hamsun gibi büyük bir romancı, nasıl oldu da ülkesi Norveç'i işgal eden Nazilere sempati besleyebildi?

Norveç kurtulunca, halk kendilerine ihanet eden bu yazara hiçbir şey söylemedi. Ne bir protesto, ne bir yazı, ne saldırı... Ama bir gün evinin önüne bir genç kız gelip Hamsun'un kitaplarını bıraktı, biraz sonra yaşlı bir adam geldi ve o da kitapları bıraktı. Derken insanlar ellerindeki Knut Hamsun kitaplarıyla akın akın gelmeye başladılar. Hamsun bütün bunları penceresinden izliyordu. Halk çıt çıkarmadan, en ufak bir tepki göstermeden sakince kitapları bırakıyordu. Birinci günün sonunda kitaplar koskoca bir yığın ediyordu artık. Ertesi gün aynı durum devam etti.

Kitap yığını büyüdükçe, halkına ihanet etmiş olan yazar küçüldü ve ölümü böyle oldu.
Aslında, siz dünyanın derin gerçekliğini algıladığınız zaman, o dünya da size uygun bir biçimde davranıyor ve hayat, sanatı taklit etmeye başlıyor.
Farklı görünme çabası sırandanlığın göstergesi değil midir? Gerçekten farklı olan bir kişi, neden farklı olduğunu kanıtlamaya uğraşsın?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Edebiyat Mutluluktur
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
244
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050911473
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Zülfü Livaneli, Vatan gazetesindeki köşesinde çok zevk aldığı, hayatını adadığı edebiyat konusunda görüşlerini paylaşmak ve özellikle de "yüreğini kanatlandıran sözlere sevdalanmış" yazar adaylarına faydalı olmak için "Edebiyat Notları" yazmaya başlamıştı. Don Kişot'tan Karacaoğlan'a, Tolstoy'dan Yaşar Kemal'e, Güneş-Dil Teorisi'nden Nâzım Hikmet'e, film müziklerinden @ işaretine kadar pek çok kişi ve konuya değinen bu yazılar kısa sürede büyük ilgi gördü, sadık bir okur kitlesi oluşturdu. Edebiyat Mutluluktur'da bu yazılardan ince elenip sık dokunarak seçilmiş yazıları ve Livaneli'nin "Benim Gözümden Yaşar Kemal" ve "Edebiyat Üzerine" başlıklı iki konuşmasını bulacaksınız.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 817 okur

  • Ebrar Sıla ÖZEL
  • Asuu Güleryüz
  • Emine Çınar
  • Bir okur
  • Nazlı Rüya Tamay
  • Tanju Okur
  • Tugba
  • Ersin Esen
  • miferdâ
  • Elif (Dilhûn)

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0.7
14-17 Yaş
%2.8
18-24 Yaş
%15.2
25-34 Yaş
%34.5
35-44 Yaş
%29
45-54 Yaş
%15.2
55-64 Yaş
%2.8
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57.7
Erkek
%42.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.6 (62)
9
%21.4 (54)
8
%30.2 (76)
7
%13.1 (33)
6
%4 (10)
5
%2.4 (6)
4
%1.6 (4)
3
%2 (5)
2
%0.8 (2)
1
%0

Kitabın sıralamaları