Tanrı'ya doğrudan bebeğin iyileşmesi için değil, bebeklerini kurtarsın diye doktora verebilecekleri bir inci bulmak için yakarmıştı; dedik ya, buradaki insanların kafaları da Körfez'in puslu havası kadar bulanıktır diye.
Bir idam mahkumu, idam saatinden bir saat önce aklından şunları geçirmiş: Eğer ben çok yüksek bir yerde, yüksek bir kayanın üzerinde, ancak iki ayağımın sığabileceği daracık bir yerde oturmam gerekseydi, çevrem hep uçurumlarla dolu, okyanuslar ortasında, sonsuz karanlıklar İçinde, sonsuz bir yalnızlık ve bitmek tükenmez fırtınaların sürüp gittiği bir yerde, o bir arşıncık daracık yerde bütün yaşamın boyunca, binlerce yıl, kıyamete kadar orada ayakta durmaya razıyım. Yeter ki o anda ölmek olmasın! Yeter ki yaşayabileyim! Yalnızca yaşayabilsin ve yaşasın. Yaşasın da nasıl olursa olsun, yeter ki yaşasın!