Leyla bayılacak gibi oldu. Oğlanın yüzünü okumaya çalıştı, ama çözülemez bir ifadeyle karşılaştı: o şen, budalaca sırıtışla çelişen , gözlerdeki kısık , yarı çaresiz anlam. Zekice bir parıltı; tam da alaycılıkla içtenlik arasındaki sınıra düşmesi amaçlanmış bir ışıltı...
Leyla kendini şu tencerelerden, tavalardan daha üstün hissetmiyordu; bir köşede unutabileceğin,sonra, canın istediği an üzerinde hak iddia edebileceğin bir eşya mıydı o ???