Çikolatalı pastaların bile değiştiği bir dünyada insanlar değişmez mi? Zaman.. Şu aynı nehirde iki kere yıkanmamızı ve aynı rüyadan iki kere uyanmamızı imkansız kılan. Bunlar hep onun marifeti. Hiçbir yere gerçekten dönülemeyeceğini daha yeni anlamış gibi kasılıyorum. Başım dönmeye başlıyor. Konyaktan mı yoksa hayattan mı? Ne fark eder? Neticede ikisi de bunu çok sık yapar.
"Hafıza şeytanın ta kendisidir" demişti. "hatırlayarak ölüyü diriltebileceği gibi, unutarak diriyi öldürebilir insan. Ağılı bir kudret bu, korkunç bir beceri"
Böyle anlarda imdadıma yetişen minik konyak şişeme sarılıp kimseciklere göstermeden birkaç büyük yudum alıyorum. Genzime tatlı bir sıcaklık yayılırken kendi kendime soruyorum,nerede kırıldı benim hayatım? Nerede kendim olmaktan çıktım? Gençken, enkazımdan geriye kalan o biricik hayalin peşinde koşarken düşünecek vakit bulamamıştım. Zira pek hızlı koşuyordum ve durursam düşeceğimi sanıyordum. Korkuyordum. Durup bir ağaca yaslanamadım, soluklanamadım. Şimdiyse dinlenemeyecek kadar yorgunum. Bir an nefes alamadığımı hissediyorum. Çantamı çıkarıp sabah almayı unuttuğum hapımı ağzıma atıyor, azıcık konyak marifetiyle mideme indiriyorum. Doktorum bu minik kapsüllerle alkolü zinhar karıştırmamak gerektiğini söylüyor. Soluk borusundan, kalp ritminden, beyin damarlarından filan iyi anlıyor, ama mutsuzluktan hiç anlamıyor...