Kadınların varoluşlarını en çok hissettikleri anlar, bakıldıkları , seyredildikleri ama farkında değilmiş gibi yaptıkları anlardır.
Bakılmayan kadın kendini yeryüzünden silinmiş hisseder. Kadın köleliğin en zalim bağımlılığı , kadınların seyredilen rolüne bunca mahkum edilmiş olmasıdır. Bakmamakla , seyretmemekle kadını cezalandırabileceği bilgisi, erkekliğin en gizli tehdididir.
Kadınlar ne yazık ki, bütün hayatlarını “ seyredebilirliklerini” korumaya adarlar. Bu aynı zamanda bütün kozmetik sanayi, giyim kuşam tarihi, vesaire demektir.
Gene de sonuçta onları ışıtan ve parlatan şey , ne yaptıkları makyaj ne giyim kuşandım. Onları, erkeklerin hayran , arzulu ya da ısrarcı bakışları ışıtır ancak.
Hatta, hayatın her anında o merdivenden iniyormuş gibi, bütün dikkatler üstünde olsun ister. “Gerçek hayat, “ denen, aslında kurgusu bu filmlerden pek farklılıktan içinde yaşadığımız hayatta da, duygular böyle işler, arzular böyle çalışır.
Kadınlar sürekli merdivenden inmek isterler. Çünkü, sürekli bakılmak, seyredilmek isterler.
İnsan ilişkileri bile turistiktir onun için. Turist olmanın doğasında taşıdığı yabancılık, yüzeysellik, hayranlık ve geçicilik gibi özellikleri bünyesinde toplamıştır. Her şeye yabancı gözlerle bakar, seyrettiği şeyler onu içine almaz, bakar, seyreder, hayran olur gider. Durduğu bir yer yoktur. Sanki bir yerlerde bir jüri onu gözlüyor, onun halkla nasıl ilişkiler kurduğunu gözetliyor ve ona puan veriyormuş gibi davranır. Bir çok insanda yapmacıklı zamanla doğallarıyla, insanın kendi hali olur.