24 Ocak 1921, Çerkez Ethem’in kuvvetleri büyük bir çatışma olmadan dağıtıldı.
Yine aynı gün; Gazeteci Uğur Mumcu (1993) ve Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ile dört koruması, şoförü (2001) haince öldürüldüler...
Gidin Direksiyon Binası’na.
Dönerek tırmanan mermer basamakları çıkın.
Çıkarken acele etmeyin.
Belki de Milli Mücadeleyi bitirecek bir çatışmanın bu basamaklarda duranlarca engellendiğini düşünün.
Daha güzel ülke olma yolunda Mumcu ve Okkan gibi kaybettiklerimizi anın.
Neleri engellediklerini, bizlere neler kazandırdıklarını hiç bilemeyeceğimiz tüm şehit ve gazilerimizi,
Astsubay Ömer Halisdemir’i,
Trafik Polisi Fethi Sekin’i unutmayın.
Artık ikinci kattasınız.
Odalardaki sadelik dikkatinizi çekecek.
Önünüzdeki odadaki yatağa bakın.
Fikriye Hanım’ın resminin olduğu diğer odayı da mutlaka görün.
Hoş bir gülümsemeyle fark edeceksiniz ki, odayı artık karpuz şişeli petrol lambası aydınlatmıyor.
Olsun.
Meydandaki mermer yazıtın önünde durun. Türkçe ve Rusça meydanın adı yazıyor. Bir fotoğraf çektirin. Sonra da 'Burası Ankara!' diye dostlarınızı şaşırtın!
Yazının en başındaki sözler, bu meydanın açılışında konuşan Rus Büyükelçisi Andrey Gennadiyeviç Karlov'a ait. Kendisini ne yazık ki Ankara'da, elim bir suikast sonucu kaybettik. Anısına saygıyla...
Meydan, halka açık.
Adres: Sakarya Mahallesi, İnci Sk. 9, Altındağ
Mustafa Kemal Paşa’nın yanındakilerle 9 Eylül 1922 günü Belkahve’den İzmir’in kurtuluşunu seyretmesini hatırlayın. İlk umut dolu seyrinin günümüzdeki hali de bu gezide “hoş geldiniz” derken gözlerinizin önünde olacak.
Şimdi kendinize, o 44 kişinin, atların, kağnının arasında bir yer bulun! Burada olduğunuza göre siz de (değilseniz bile) artık Ankaralısınız – o halde Ankaralıların Mustafa Kemal ve arkadaşlarını karşılamasına eşlik etme fırsatını kaçırmayın. Mustafa Kemal’e “hoş geldiniz!” diye bağırın!
Anıt, halka açık parkta yer alıyor.
Adres: Atatürk Parkı, Dikmen Caddesi ile Keklikpınarı 877. Sokak arasındadır.
Bazen sabahları can acısı ile uyanırız ve o ağrıya katlanmak zor olur, sonra hüngür hüngür ağlarız sonra ağrı için değil içimizde birikmişlere ağladığımızı fark ederiz. Can ağrısı ağlamak için bahane olur. Öyle bir içli ağlama olur ki... O gözyaşı kendiliğinden seller sular yağmur yağmışcasına akar. Bağırmak istersiniz bağıramazsınız. Bir film de bir sahne vardı "Ölüyorum ben diyorum, ne zaman öleceksin diye soruyorlar. Ne oldu bize ne oldu? Eskiden böyle değildi insanoğlu neden bu kadar zalim oldu..." ezberimde kalmış o kadar bizden bir cümle ki... Söyler misiniz bize ne oldu? Biraz iç dökmek bişeyler karalamak istedim, sevgilerle iyi geceler.