Bir çocuğun elinden oyuncağını çekip almak, onun hayallerini çalmak demektir. Hayalleri olmayan çocuklar, hemen büyürler ve artık hiç bir zaman çocuk olamazlar. Hayalleri olan çocuklar, büyüseler bile, yüreklerinin bir kenarında saklarlar çocukluklarını. Onların misketleri hep ceplerindedir. Ayakkabılarının burnu top oynamaktan, hep patlaktır. Paçaları hep çamurlu, sırtları hep terlidir. Hayat, onlarla renklenir.
Ekmek tatlısı, bildiğiniz ekmek kadayıfının ev yapımı taklidiydi... Annem, evde birikmiş olan bayat ekmekleri dilim dilim keser, yumurtaya bulayıp, yağda kızartırdı. Soğuyunca, üzerlerine şerbet dökerdi; olurdu ekmek tatlısı... Yumurta ve şeker arasından sıyrılıp, damağa sızan ekmekteki tuzun tadı, bu avunmayı açığa vuran bir fitne gibiydi. Hiçbirimiz, hiçbir zaman bu fitneye aldırmadık. Ekmek tatlısına hep, ekmek kadayıfıymış gibi iltifat ettik...
Aslında uyumuyordum. Uyuyor gibi yapıyordum. Çünkü, mutluluğu ürkütmek istemiyordum. Mutluluk, serçe gibidir. Bazen, yalnızca durup, onu izlemek gerekir. Annem, Berrin, Aylin, Mete, su birikintisinde neşeyle oynaşan serçeler gibiydiler. Onların mutlu olduklarını hissetmek, içime sonsuz bir huzur veriyordu...