Kuleli Askeri Lisesi, Kara Harp Okulu (Makine Mühendisliği), Selçuk Üniversitesi Yüksek Lisans (İşletme-Yönetim ve Organizasyon), Anadolu Üniversitesi Adalet Yüksek Okulu.
Niyetinin ne denli ciddi olduğunu kanıtlamak için de, General Charles (Tim) Harrington her duvara bir ilan yapıştırtmıştı. Kara harflerle ÖLÜM kelimesinin ta uzaklardan okunabildiği bir ilân!
Bir asiyi saklayana ÖLÜM!
Silâh kaçırana ÖLÜM!
Mustafa Kemal denilen kanun kaçağına yardım edecek olana ÖLÜM!
İstanbul halkı, 16 Mart 1920 sabahı uyandığında, gözlerine inanamadı: Bir gece içinde koca şehir, askeri bir kampa dönmüştü. Zırhlı araçlar sokak başlarını tutmuş, her köşe başına mitralyözler yerleştirilmişti. Karakollar, Harbiye, Bahriye ve Dahiliye vekâletleri, kaymakamlıklar, subay mahfelleri işgal edilmişti.
İngiliz askerleri, yanlarında hintli gurkalar olduğu halde, istasyonda, gümrüklerde ve Galata Rıhtımı'nda kamp kurmuşlardı.
Parklar ve Darülbedai Tiyatrosu'nun bahçesi fransız askerleriyle dolmuştu.
Senegalli askerler, Eski Saray'ı kuşatmıştı.
Askerî müfrezeler, önemli kişilerin konaklarının kapısında nöbet tutuyorlardı.
Dört kişilik devriyeler bir ingiliz polisi, bir fransız jandarması, bir italyan karabiniyeri ve arkalarından ayağını sürüyerek zoraki giden bir osmanlı polisi sokaklarda kol geziyordu.
En ufak grupları coplarla dağıtıyor, kentin sokaklarında, askerî polisler evleri basıyor ve Anadolu'daki isyancılarla ilişki kurduklarından kuşku duyulan türkler tutuklanıyordu.
İki ay sonra, 30 Ekim 1918'de, herkes yenilgiyi öğrenmişti. Osmanlı İmparatorluğu, mütareke istemişti. Savaş nihayet bitmişti. Bitmiş tükenmiş olan halk nihayet nefes alabilecekti.
Birden trampet ve borazan sesleri duyuldu; general geliyordu. Beklenildiğinden de heybetliydi. Kırmızı kasketi, geniş pelerini ile son derece güzel beyaz bir ata binmişti. Alkıştan geçilmiyordu. Beyaz atın manasını herkes anlamıştı.
Fatih Sultan Mehmet Bizans'a nasıl beyaz atın sırtında girmişse, inançlı bir hıristiyan olan general de, kenti beya bir atın sırtında geri alıyordu.