Dürtü, duygunun ifade ortamıdır; tüm dürtülerin özü kendini bir eylemle ifade etmek isteyen hislerdir. Dürtülerine teslim olan kişilerin, ahlaki anlayışları yetersizdir. Dürtü kontrolü, irade ve kişiliğin özüdür. Aynı şekilde fedakârlığın temelinde empati, yani başkalarının hissettiklerini anlama yeteneği yatar. Başkalarının ihtiyaç ya da umutsuzluğu anlaşılamıyorsa, ilgi ve şefkat de olmaz. Günümüzde en azından iki ahlaki tavra ihtiyacımız var: Kendine hâkim olmak ve şefkat göstermek.
Vatanî ahlâkın yüksek olması, millî tesânüdün (dayanışmanın) temelidir. Çünkü vatan, üstünde oturduğumuz toprak demek değildir. Vatan, millî hars (kültür) dediğimiz şeydir ki, üstünde oturduğumuz toprak, onun ancak zarfından (kılıfından) ibarettir. Ve ona zarf olduğu içindir ki mukaddestir. O halde, vatanî ahlâk, millî mevkûrelerden, millî vazifelerden mürekkep olan ahlâk demektir.
Bir eski atalar sözü bize şöyle diyor: ''İşini bil, aşını bil, eşini bil!'' Bu düstura (genel kurala) nazire (benzetme) yaparak, sosyoloji de bize böyle hitap edebilir: ''Milletini tanı, ümmetini tanı, medeniyetini tanı!''