Söylediğim bir şeyi savunmuyorum mu demektir? Söylemek savunmanın bir biçimi mi? Oysa ben söylediğim her şeyi, yarı yarıya, hem savunmak hem de yeein dibine batırmak istiyorum. Söz aynaysa, yansıtır yalnızca - hiçbir zaman kendisi değildir. İnsanlar bu aynaların düz mü eğri mi olduğuyla ilgilidirler; benimse aynaları kırmak, en büyük zevkim.
Benim neyle geçindiğimi merak ediyorsunuzdur; ama parayı nereden bulduğumu size anlamaya hiç niyetim yok. Sonra bekçiyi polisi peşime salın, değil mi? Her şey beklenir sizden, her şey. Elinize düşmeyeyim. Kamburumun üstünde rakı içersiniz, beyaz peyniri kafama koyarsınız, kavunun yerini söylemeye dilim varmıyor; ama işaret ediyorum işte - gören görsün. Ha, ha! Baktınız işte hepiniz...
Kolumdaki bu saat var ya, ondan ölesiye nefret ederim. Hiç geri kalmaz çünkü. Beni bu hale getiren odur. Biraz geri kalsaydı bazı belaları, geciktiğim için savuşturabilirdim. Oysa nereye gideceksem tam zamanında orada bulunduğum için, bela da beni bekler bulurdu.
(Savuşturduklarım bile tekrar bileniyor.)
Oysa iki üç gün sonra, zeytin peynir burnun da tüter, ve dördüncü gün beni terk eder. "Oh" Derim, benim de içim bayılmıştır. O kendi evinde ben kendi evimde, birbirimizden habersiz, zeytin yemeye, avcumuza döküp tuz yalamaya başlarız.