"Türk ne herşeyi, insana sağladığı fayda derecesinde değerlendiren Grek gibi, ne de kâinatı meçhuller âlemi sayıp, çözemediği hadiseleri hemen 'mucize' ye bağlayan Sami - İranlı - Hindli gibi düşünmektedir. Türk'ün mevcut düşünce tarzları arasındaki yeri, mûtedil ölçüde akılcı - maneviyatçı olmaktır."
- İbrahim Kafesoğlu
Elime alıp okuduğum bu eseri tek bir seferde bitirmek içime sinmedi. Neticede üç bin yıllık bir kültür, bin beş yüz yıllık bir dini geçmişin seneler süren sentezini beş-on saatte okumak, eser sahibine yapılmış büyük bir haksızlık olacaktır. Bu sebeptendir ki, bu eser alelade bir şekilde okunup bir köşeye atılacak ne bir masal ne bir hikayedir.
Kıymetlı yazar, eserini üç ana konuya bölmüştür: ilkinde biz Türklerin tarih öncesi zamanlardan gelen özelliklerinin açıklanması ve aydınlatılması ile bu karanlık zamanlarda bir ışık gibi parlayıp bizlere rehberlik eden kudretli atalarımızın kıymetli icraatları; ikincisinde, Talas savaşı sonrasından itibaren günümüze kadar kesilmeden gelen İslam Dininin Türklükle nasıl tamamlayıcı bir unsur olup, Türklerin var olan kudretine kudret katıp cihana nasıl adalet, huzur ve refah getirdiğini ve İslam'ın ışığında cihad eden Mücahidlerin fetihleri; üçüncüsünde ise bizi biz yapan bu iki mukaddes unsurun birbirini nasıl tamamladığı, eksiklerini örttüğü, bir yapboz parçası gibi birbirine ne denli kenetlendiğinin sentezi yazıya alınmıştır.
Yazıldığı dönemin şartlarına göre oldukça sağlam bir kaynakça ile karşımıza çıkan bu yapıt, günümüzdeki "her diploması olan tarihçinin(!) yazdığı türden" eserlerden keskin bir şekilde ayrılarak bir başyapıt olmayı hak etmektedir. Yalnızca bir tarih kitabı kisfesine bürünmeyen bu eser, kültürel, içtimai, örfi, ahlaki, hukuki ve