‘Ömrünüz ah edip vah işitmekle geçsin, burnunuzun sümüğüne bereket olsun, mekanınınız da baykuşlar banlasın, gömleğiniz alev olsun, her parçanız bir kurdun ağzında kalsın, Allah size uyuz versin de kaşınacak tırnak vermesin, kefeniniz kara bezden olsun, iki gözünüz bir delikten baksın, Sur üflendiğinde hiçbiriniz duymasın’
Osmanlı-Türk toplumsal dağarcığında alım satım ile uğraşma anlamında tüccarlık hiçbir zaman cazip bir iş olarak görülmemiştir. Tüccar kelimesinin karşılığı olarak kullanılan bezirgân, Türk Dil kurumu sözlüğünde ‘Mesleğini salt kazanç için kullanan kimse’ ile ‘Yahudilere verilen ad’ olarak açıklanmaktadır. Bürokratlar için bezirgân ve tüccar kavramının küçültücü anlamlarının çok daha köklü olduğu söylenebilir. Bir albay oğlu Gün Zileli, anılarını derlediği Yarılma başlıklı kitabında 1950’li yıllarda ‘Amcamın oğulları ile birbirimizi büyüyünce tüccar olacaksın’ diye kızdırırdık der.