Tanrı’nın habercileri, vekilleri ve peygamberlerine itibar sağlamak için yapılması, bir mucize’nin doğasında vardır. ..
Çünkü bir iş ne kadar hayranlık verici olursa olsun, hayranlık onun yapılabilmiş olmasına dayanmaz, çünkü insanlar Kadir’i Mutlak Tanrı’nın herşeyi yapabileceğine doğal olarak inanırlar. Fakat Tanrı’nın onu bir insanın duası veya sözü üzerine yapmasına dayanır.
Dünyada görülen ilk gökkuşağı bir mucize idi, çünkü ilkti ve dolayısıyla garipti. Ve gökte oturan tanrı’dan suların artık dünya’yı mahvetmeyeceğini kullarına temin etmek için bir işaret olarak anlaşıldı. Fakat günümüzde, gökkuşakları sık sık olduğu için, ne onların nedenlerini bilenler için, ne de bilmeyenler için mucize değildir
Saf aklın eleştirisindeki çalışmam, Hume’un kuşkucu öğretisinden esinlenmiştir, fakat benim çalışmam dahada ileri gitmiş ve saf teorik aklın sentetik kullanımıyla ilgili alanı, yani genellikle metafizik adı verilen alanı kapsamıştır. Bu çalışmamda, İskoç filozofun nedensellik kavramı konusundaki kuşkularını incelerken aşağıdaki yolu izledim. Hume deney nesnelerini kendi başına varlıklar olarak gördüğünden, neden kavramını aldatıcı ve hilekar diye açıklamakla tamamıyla haklıydı. Çünkü kendi başına varlıklar ve bunların belirlenmeleri, yani örneğin; A verildiğinde neden B’nin A’dan tamamen faklı olmasına rağmen zorunlu olarak ortaya çıkacağı anlaşılmaz. Dolayısıyla Hume kendi başına nesnelerin böyle a priori bir bilgisi olduğunuda onaylamazdı. Bu keskin görüşü kişinin bu kavrama deneysel bir kaynak bulmasıda söz konusu değildi . Çünkü böyle bir kaynak nedensellik kavramının özünü oluşturan bağlantı zorunluluğuyla tamamen çelişir. Bundan dolayı bu kavram yasaklandı, onun yerini algılar dizisinin gözlemlenmesindeki alışkanlık aldı.