Olası her iyiliği kendine atfetmekten bıkmaz kimse. Ama insanın kendine atfedebileceği en büyük iyilik, en yüce doğasına uygun hareket etmektir, senin ruhunun yüce, tanrısal doğası sana başkalarına hiç bıkmadan iyilik yapmayı, senin için en yüce iyilik olarak emreder.
-MARCUS AURELIUS
Gündelik hayatta cesaret göstermek bambaşka bir imtihan. Ara ara düşünüyorum da kimi insanların gündelik hayatta mecbur kaldıkları dertleri çekmektense, bütün o adaletsizlik ve zulümlere maruz kalmaktansa tekrar Everest'e tırmanmayı yeğlerim. Nitekim ergenlik çağındaki üç kız çocuğundan sorumlu olmak pek çok dağa tırmanmaktan daha zor geliyor bana. Aslında pek çok şey sıkı cesaret istiyor: ciddi bir hastalıkla mücadele etmek, iyilik yapmak, sözünde durmak, ilişkileri sonlandırmak, sevmeye ve sevdiğini ifade etmeye cüret etmek, ihanetle, hayal kırıklıklarıyla, kederle başa çıkmak. Norveçli psikiyatrist Finn Skårderud'nün söylediği gibi: "Bir türlü aramayan sevgiliden telefon gelmesini beklemeye kıyasla bungee jumping nedir ki?" Keşif yolculuğu birkaç ay sürer, dayanması zordur, öte yandan bütün o gündelik gaileler kâh artıp kâh azalarak bir ömür sürer.
İnsan gök gürlediği zaman şimşeğin çoktan çakmış olduğunu, bu yüzden de gök gürültüsünün öldüremeyeceğini bilse bile, her zaman tedirgin olur gök gürültüsüyle. Ölümde de aynı şey söz konusudur. Bedensel ölümün sadece bedeni yıktığını ama ruhun hayatına bir şey yapmadığını bilsek bile, ondan korkmadan edemeyiz. Ama aydınlanmış insan, kendisinde bu korkuyu yenen insan, hayatın bedende değil ruhta olduğunu unutmaz; aydınlanmamış insansa ölümle her şeyi kaybettiğini sanar ve tıpkı aptal bir insanın gök gürültüsünden, bu gürültü onu öldüremeyeceği halde saklanması gibi saklanır ondan.
Erdem insanın kendisine borçlu olduğu bir hizmettir. Eğer cennet olmasaydı, dünyayı yöneten Tanrı olmasaydı, erdem yine de hayatın zorunlu yasası olacaktı. Neyin adil olduğunu bilmek ve onu yapmak: insanın sorumluluğu ve üstünlüğü bundadır.
-RAMAYANA