Ahmet Altan dilini seviyorum. Gururunu hayat mottosu yapmış, bu uğurda ölümü göze alan üç kardeşin hikayesi. Bir çırpıda okunacak, edebi olarak da tatmin eden roman.
Kitapta sevmediğim husus kronolojik sıra olmadan farklı dönemleri kesit kesit anlatılması oldu. İstanbul’un fethinden bir anda Osmanlı’nın kuruluş zamanına geri dönüyorsunuz. Konu bütünlüğü açısından zayıf buldum. Sayın İnalcık’ın tarih bilgisine saygım sonsuz tabi. Bir diğer dikkatimi çeken saray içinde dönen entrikalar, iktidar çekişmesi, taht kavgaları, şehzadelerin dahi koşulsuz infazı çarpıcı idi. Osmanlı dönemi hayranlarının özellikle okumasını tavsiye edebilirim.
Bu kadar yüksek puan almasına şaşırdığım kitap. Aslında konusu itibari ile oldukça ilgi çekici. Bin sene evvel kendini peygamber ilan eden Sabbah, uyuşturucu vasıtasıyla kendine inandırdığı müritleri Alamut kalesindeki (İran hudutları bünyesinde) imparatorluk hikayesi. Edebi olarak oldukça zayıf bulduğum kitap, dümdüz yazı ile 500 sayfa gidiyor. Metin sıradan olunca hikayenin haliyle inandırıcılığı da aynı düzeyde düşüyor. Zoraki bitirdim. Ancak yine de aradan bin yıl dahi geçse insanların hala cennet vaadi ile Hassan Sabbah benzerlerine koşulsuz inanmaları ve bu ekseriyetle hayat sürmeleri oldukça çarpıcı.
Kahramanın alışagelmiş şehir hayatından vazgeçip, bir geyik ile olan aykırı yaşmanı ele alan novella. Ara ara kahramanı “büyük sikli doppler” diye tasvir etmesi tebessüm ettirdi. Tavsiye eder miyim? Bilemedim. Farklı bir kurgu olduğunu söyleyebilirim. Merak eden okusun:)
DopplerErlend Loe · Yapı Kredi Yayınları · 202412,6bin okunma
Yazarın intihar etmeden önceki son zamanlarını kaleme aldığı kısa roman. Alkol bağımlılığından muzdarip, toplumda kendisine yer bulamayan, melankolik bir ruh haliyle süren hayat. Çalakalem yazılmış, daha çok içinden geldiği gibi, anlaşılma isteğinden bağımsız. Beğendiğimi söyleyemem.