Bir anda yapayalnız kalmış, umutlu dünya altından kayıp gitmişti. Yalnızlığını unutturan, yaşama gücü veren Kısrak'ın yüzüne bakacak hali yoktu. Utanıyordu sanki... Kederden yaralarının acısını unuttu. Boynu eğik, ıslak gözleri toprağa takılı kaldı. Gücünün tümünü yitirmiş, sanarsın yaşayıştan el ayak çekmişti. Şu anda bir kurt çıksa kıpırdamaz:"Gel beni yık, ye, tüket" diye seslenirdi.
Yarabbi dedim, al beni artık. Beni dağıt. Zerrelerimi şu çam dallarının üzerine şebnem gibi yağdır. Benim ruhumla şu yaprakları yaldızla. Sana olan aşkımı bir sabah rüzgârı gibi estir. Pencerelerinin önünde, gözlerini yıldızlara atfedip şifa bekleyen hastaların ciğerlerine dolayım, ferahlık vereyim. Kalbimi ez. Milyonlarca zerreye ayırıp her birini çaresiz bir kalbin içine bir ümit tohumu gibi at. Orada büyüyeyim. Üşümüş ruhları ısıtıp sana doğru yükselteyim. Aklımı erit ve güneşin ziyasına katıştırıp mecnunların, şaşkınların, avarelerin, perişan akıllılarının gözlerinden dimağlarının içine nüfuz ettir. Karanlık zekâlara aydınlık götüreyim.