Sorun, dünyanın gerçek zenginliğini artırmadan sanayinin çarklarının nasıl döndüreleceğiydi. Üretimin sürdürülmesi, ama ürünlerin dağıtılmaması gerekiyordu. Uygulamada bunu gerçekleştirmenin tek yolu da, savaşın sürekli kılınmasıydı.
İlk aşamada, kafasında karşı koyamadığı, gizli bir düşünce belirmiş, ikinci aşamada günce tutmaya başlamıştı. Düşüncelerden sözcüklere geçmişti, şimdi de sözcüklerden eyleme geçiyordu.
Hastalık nereden tutarsa bizi, en değerli organımız orası olur. Dişimizin ağrıdığı bir dönemde, görmek ne güzeldir ya Rabbelalemin demeyiz... Dünyanın meseleleri de bu fikir doğrultusunda ilerler. Hatay, bizden kopacak ise Hatay'ı değerli buluruz ve her şeyden mühimi, başımızı ağrıtacak bu sancılarımız olmaz ise bize değer katacak bir organ ,bulamayız kendimizde.
Karnım aç
Aç olan karnım guruldar
Davullar, zurnalar eşliğinde
Kemilerim gımıldar
Beybabam yemek yok mu Düğünde
İnce oğlan olma mı
Keşkek vardır öğünde
Karnım doyar bununla
Ayran yok mu yanında
İnce oğlan körümün
Ayran hemen sağında
Hamd olsun ki doyurduk
Boşta olan miğdeyi
Gidey diyecem amma
Gitmem yerim iğdeyi
Kıssadan hisse verilse
Verilir mi hissesi
Aç karnını doyurmaz
Garip nefis iç sesi
Akıl oldur istese
Seçmez gür, pak saçları
İşte buldum ben deyip
Bulur anlam kelinde