Bugün sağanak yağmura, arabanın içindeyken yüce depresif halimle tutuldum. Hayatın sonuymuşcasına yağmurun tıpırtısını izlerken ne olacaksa olsun deyip içeriye daldım. Üstelik rüyamsı tıraş halim de hala benimle, bu sebepten fizyolojik olarak da berbat bir haldeydim. Daha sonra bana mavi gözlü elçi, istendik bilgiler verdi. O konuşurken gülmeye başladım, askeriyede olmasak tezgahın arkasına geçip o ablayı yanaklarından öpmek isterdim. Bana o kadar iyi haberler verdi ki o mavi gözlü elçiye, ne istese verebilirdim. Hatta adını da sordum, tabii o kadar mutlu olmuş olmalıyım ki şu an adını dahi hatırlamıyorum. Daha sonra aynı tıpırtı bana, hayatın sonunu değil de başını çağrıştırmaya başladı. Yağmur aynı yağmur, demek ki dünyayı anlamlı kılan yegane şey "fikirsel algı"dan ibaretmiş.
Gözlüklerimi çıkarınca, özellikle sağ gözüm, dünyayı sansüre uğramış olarak görüyor. Bu sebeple ne zaman saçımı kestirmeye gitsem, derin hülyalara dalıyorum. Berberin, şurası da şöyle mi olsun dediği ne varsa öyle oluyor. Eve gidinceğe değin üstüm başım saç içindee, kulaklarım pas içindeee kalıyorum. Evde aynaya bakınca da şöyle diyorum "Yine mi çirkin oldu ya!!" bir müddet enseyi karartma vakti. En fazla 1 hafta sonra olağan çirkinliğime alışıp insan içine karışabilirim.
Babaannemin televizyon izlerken kendisinden geçip
"Aaa, sadal gızım! Gaç!", "Sıtrasız herif!", "Tüüüüü, hiç görmemiş gibi yiyola ya bunlaa!" gibi sözlerine çok güler, televizyon yerine babanemi seyrederdim. Ama bugün, tuhaf bir şey oldu. Evde tek başımaydım ve "Afyonkarahisar-Şuhut"da çekilen, geleneksel bir düğünü izleyiciye aktaran, şangır şungur altınlarıyla dolaşıp etrafa mavi boncuklar dağıtan ve ayrıca "Yüksek yüksek tepelere" şarkısında insanları ağlatıp "Ayy! Kıyamam..." diyen bir hanım ablayı, kesintisiz ve soluksuz izleyiverdim. İzlerken farkında olmaksızın "A, maşallah kırmızı donlu dedeme bak ya!" ya da "Oooo, gelin de güzelmiş ama kesin zayıf bir eğitimi vardır!" gibi düşüncelerimi, sesli olarak televizyona hitaben ağzımdan kaçırıverdim. Durumu fark edince de ikirciklendim. Ya bu vakıa kalıtsal ya da ben de artık yaşlandım.
Depresifliğimi alt etmek niyetiyle az önce bir hanımın yanına yanaştım, kendisinden bir şarkı istedim ve bana "Summer depression" şarkısını önerip gitti. Annesi aradı; o bembeyaz dişleri, güzel yüzükleri ve sevimli gülümsemesiyle bir hayale dönüştü. Bana da "Summer Depression" kaldı. Ah kuzum! Naptın sen?