Gözlüklerimi çıkarınca, özellikle sağ gözüm, dünyayı sansüre uğramış olarak görüyor. Bu sebeple ne zaman saçımı kestirmeye gitsem, derin hülyalara dalıyorum. Berberin, şurası da şöyle mi olsun dediği ne varsa öyle oluyor. Eve gidinceğe değin üstüm başım saç içindee, kulaklarım pas içindeee kalıyorum. Evde aynaya bakınca da şöyle diyorum "Yine mi çirkin oldu ya!!" bir müddet enseyi karartma vakti. En fazla 1 hafta sonra olağan çirkinliğime alışıp insan içine karışabilirim.
Babaannemin televizyon izlerken kendisinden geçip
"Aaa, sadal gızım! Gaç!", "Sıtrasız herif!", "Tüüüüü, hiç görmemiş gibi yiyola ya bunlaa!" gibi sözlerine çok güler, televizyon yerine babanemi seyrederdim. Ama bugün, tuhaf bir şey oldu. Evde tek başımaydım ve "Afyonkarahisar-Şuhut"da çekilen, geleneksel bir düğünü izleyiciye aktaran, şangır şungur altınlarıyla dolaşıp etrafa mavi boncuklar dağıtan ve ayrıca "Yüksek yüksek tepelere" şarkısında insanları ağlatıp "Ayy! Kıyamam..." diyen bir hanım ablayı, kesintisiz ve soluksuz izleyiverdim. İzlerken farkında olmaksızın "A, maşallah kırmızı donlu dedeme bak ya!" ya da "Oooo, gelin de güzelmiş ama kesin zayıf bir eğitimi vardır!" gibi düşüncelerimi, sesli olarak televizyona hitaben ağzımdan kaçırıverdim. Durumu fark edince de ikirciklendim. Ya bu vakıa kalıtsal ya da ben de artık yaşlandım.
Depresifliğimi alt etmek niyetiyle az önce bir hanımın yanına yanaştım, kendisinden bir şarkı istedim ve bana "Summer depression" şarkısını önerip gitti. Annesi aradı; o bembeyaz dişleri, güzel yüzükleri ve sevimli gülümsemesiyle bir hayale dönüştü. Bana da "Summer Depression" kaldı. Ah kuzum! Naptın sen?
Mor desenli sıkı bir tayt, gez salına salına.
Çok da rahat pek de şık, ne bu güven varına.
Çatıvermiş kaşların, kuzum nedir sorunun?
"Ayyy! rujum dökülmüş" bu mu hayat yorumun?
Zülüfleri salınır, kahve midir bal mıdır?
Öfür pöf! Homurdanır, çiçek midir nar mıdır?
Geçiverdim mest oldum, bir küçük salınışa
Tabii dikkat etmeli, düşmeyelim yanılışa
Çekiştirir durursun, şu kısacık gömleğin
Güneş yalnız bana mı? aman! Sıcak görmeyin.
Şaşakaldım bakınız! Hatunum da terliyor.
Bre sen insanmışsın, hiç de bir renk vermiyor.
E sevgili dostlarım, insanız ki ne insan
Uzaktan mı bakarız, boşa mıdır bu lisan?
Hele sokul yanına, desene bi "Meraba"
Kim bilir ki perişan, benzemiyor seraba.