00.25
Biliriz ki bu saatler, hayalciler için gerçeklikten kaçmanın ve zihinsel olarak kahramanlık peşinde koşmanın başlangıç saatleridir.
Şimdi, gerçekte var olup şu an kendisi hakkında hiçbir kestirimde bulunamadığım birini, Sevi'yi kahramanlaştıralım. Ve onun baş rolü çektiği bu hikayede ben, yeniden figüran olayım.
Kendisi, ihtimaldir ki şu an şu saatlerde, küçük bir şehrin merkezi konumunda bulunan apartman dairelerinin en üst katındaki bir kafede, garson olarak koşuşturmaktadır. Bu kafenin yabancısı da değildir, biraz makyaj ile boyanıp biraz süslenmiş olmalıdır. Fırsat bulmuşsa bir yerlerde tüttürüyor da olabilir. Sigaradan nefret ettiğini söyleyip bolca içenlerden biridir. İşte bu kişi, Sevi'dir.
Fiziki olarak oldukça zayıf sayılabilir ama sevimli ve toparlak bir yüzü vardır. Bugün mutlaka siyah giyinmiş olmalıdır. O güzelim sağlık fışkıran sık, düz ve siyah saçlarını, dalgalandırmış da olabilir. Sol kaşının hemen ucuna demirden bir süs asmıştır. Dişleri de kendi gibi anarşistdir. Lakin yakın zamanda bu anarşiyi yola getirmek uğruna, onları tele bağlamıştır. Haykırarak gülmesi de vardır. Bu haykırış, onu tanımaz insanları rahatsız edebilecek türden olsa da bana, hep komik ve sevilesi gelmiştir.
İşte, kısmen tasvir ettiğimiz şeyler bunlardan ibarettir. Okuyucunun aklında kim bilir bu anlatılar, nasıl bir canlılık kazanmıştır. Her bir okurun aklındaki o tabloyu görmeyi ne de çok isterdim. Oysa, tablo birdir. Çünkü Sevi, şu an şu saatlerde faal olarak hayatın içinden gerçek bir karakterdir.
O yüksek çay ocağından uzaya, boşluğa doğru fışkıran ışıklar ve oradan ana caddenin belirli bir kısmına kadar yayılan, "Gel gel sarışınım gel!" şarkısı eşliğinde, otobüs durağına doğru yürümekte olan ben, kafamı kaldırıp o küçük eğlenti mekanının içinde bulunduğunu