Köylülere sorarsanız, "De-e, şuracıkta," derler, amma köylülerin "de-e, şuracıkta"sını ben bilirim. En kısa "de-e", beş altı saat sürer. Bunlarda zaman kavramıyla mesafe kavramından niçin eser yoktur? Gün geçtikçe, bu sorunun karşılığını, kendi kendime buluyorum.
Düşünmek; insanların, mağara devrindeki gibi henüz bir takım toprak ve taş kovukları içinde yaşadığı ve hayvanlarla haşır neşir olduğu bu yerde düşünmek, bana bir ayıp gibi geliyor.
Talim, terbiye, iyi örnek, bunların hepsi geçici şeylerdir. Ve çevre değişmedikçe, insanın değişmesine imkan yoktur. Bu küçük mülahazadan, Türkiye'deki yenilik ve garpçılık hareketlerinin, neden başarısızlığa uğradığı sorununa kadar çıkabiliriz.