Fadime Meral Yalçınkaya

Fadime Meral Yalçınkaya
@Vakthazan
Okuyun, her yaşta okuyun.Bu millet cehaletten çektiğini hiçbir şeyden çekmedi. Ahmet Beyler Elçi instagram.com/fadimemeralyalc... Felsefi ve sanatsal içerikler için
Felsefe Öğretmeni
Sakarya Üniversitesi
303 okur puanı
Aralık 2018 tarihinde katıldı
Puan vermedi
Öncelikle yayınevi olarak Hasan Âli Yücel baskısını okuduğumu belirtmeliyim. Diğer baskılarda bazı farklı hikâyeler de mevcut. Benim ilk dikkatimi çeken şey, kitabın başlığının çok basit gibi görünmesine rağmen son derece çarpıcı olmasıydı. Tolstoy, Hugo, Dostoyevski gibi şahsiyetler hazır, ezberci cevaplar vermez; okuru yormayı, düşündürmeyi ve yorum yapmaya davet eder. Metni tasavvufî de yorumlayabilirsiniz, siyasi de, tarihsel de… Kimisi gastronomik bir yerden bakar: “İnsan suyla yaşar, ekmekle yaşar” der. Bir tıpçı çıkar, “Kanla yaşar, ilaçla yaşar” der. Biraz da metnin sizi nereye çektiği önemlidir. Eserin yazıldığı dönemde Rusya çalkantılı bir süreçten geçmektedir. Bizde 68 kuşağında yaşanan kardeş kavgaları neyse, Rusya’da da ihtilaller, iç savaşlar ve toplumsal kırılmalar vardır. Bolşevik İhtilali gibi büyük dönüşümler bu zeminin bir parçasıdır. Tolstoy böyle bir tarihsel arka plandan çıkıp böylesine sade ama derin bir eserle karşımıza gelir. Üstelik metin içinde İncil’den yaptığı alıntılarla mesajını daha da çarpıcı hâle getirir. En sevdiğim bölüm şu ifadedir: “Tanrı’yı seviyorum deyip de kardeşinden nefret eden yalancıdır. Çünkü gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Tanrı’yı sevemez.” Buradaki “kardeş” vurgusu oldukça dikkat çekicidir. “Kardeş” derken aslında neyi kasteder? Tolstoy’un yaşadığı dönemde toplumsal ve siyasi ayrışmaların yoğun olduğu düşünüldüğünde, bu sözün sadece bireysel bir ahlak öğüdü olmadığı anlaşılır. Buradaki “kardeş”, insanın yanı başındaki diğer insanı, yani somut ve görünen varlığı temsil eder. Tolstoy’un mesajı şudur: İnsan, gözünün önündeki kardeşine düşmanlık beslerken, ona zarar verirken, hatta kurşun sıkarken; görmediği Tanrı’yı sevdiğini iddia edemez. Çünkü sevgi, soyut bir söylem değil, somut bir eylemdir. Eğer insan,
İnsan Neyle Yaşar?Lev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024234bin okunma
Reklam
Puan vermedi·
Pipo resmi ve altında "bu bir pipo değildir" yazısı.. Yazının kendisi de resme dâhildir ve resmin bir parçasını oluşturmaktadır. Zaten yazı ve resim bir bütün olunca asıl düşünce ortaya çıkıyor. Resmi gören ve altındaki yazıyı okuyan biri doğal olarak şu soruyu soracaktır: "Bu bir pipo değilse öyleyse nedir?" Bir nesneye ait resimler, sözcükler, hatta zihindeki kavram hakikatin kendisi değil sadece temsilcileridir. Yani kopyası bir pipo resminden tütün dumanı çıkmaz, piponun dildeki karşılığı olan sözcükle pipoyu ağzına götüremezsin, zihnindeki pipoyu elinde gezdiremezsin. Duyu organlarınır nesnelere ait dışaridan aldığI görüntüler bir tuvale ne kadar iyi resmedilirse resmedilsin yine de onun aslı değildirler. Ama maalesef bunlar sanki o nesnelerin kendileriymiş gibi tartışılıp değerlendirilirler. Ve bunların anlamları hakkında düşünmek yerine görüntüleri etiketlenir zihnimizde, resme atfen "bu bir pipodur" diye zihnimize etiketlendiği gibi. Hiçbir resim göstermek istediğini en, boy, derinlik ve ruh olarak olduğu gibi göstermez, gösteremez. Bunun günahı da resimlere, kelimelere değil de onları bir hakikat gibi kabul eden hayalperestlere taşıtmak gerekir. Peki ya bunların günahları nedir? Çoklukta hakiki olanı aramaktır günahları çünkü çoklukta hakikat görünmez. Çokluk hakiki olanın tasvirindedir, tasavvurundadır. Bunun için önce soyutlama yeteneği kazanmak gerekir. Nasıl yani? Yani gördüklerinin kopyadan, gölgeden ibaret olarak kabul etmekle başlamalı mesela "bu tabloyu tasarlayan René Magritte'nin yaptıığı gibi Diyor ki Belçikalı ressam: "Meşhur pipo! İnsanlar bunun yüzünden ne çok kınadılar beni. Ama yine de, pipomun içini doldurabilir misiniz? Hayır! Çünkü o sadece bir gösterim, öyle değil mi? Öyleyse eğer resmimin üstüne bu bir pipoda yazsaydım yalan söylemiş
Bu Bir Pipo DeğildirMichel Foucault · Yapı Kredi Yayınları · 20251,624 okunma
Puan vermedi
Sevmek Zamanı'nda en etkilendiğim sahne hiç şüphesiz final sahnesindeki o ince nüanstı. Halil ile Meral'in ölmesine sevinmedim elbette ama diğer Yeşilçam fimlerinde aşina olduğumuz gibi Halil ile Meral evlenseydi ve gökten üç elma düşseydi şayet yönetmenin filmin başından beri ortaya koyup yürüttüğü o fikir çürümüş olacaktı. Aşk dediğimiz mefhumda; nefis yoktur, karşılık yoktur, terk yoktur, aşkın bu dünyada vuslatı da yoktur çünkü gerçek aşkta âşıklar kavuşmaz ve gökten hiç üç elma düşmez. Bana bir tane aşk hikayesi bulup getirin ki âşıklar sonunda kavuşmuş olsunlar. Ya Kerem olur yanar Ya Ferhat olur başına gürz düşer ve ölür Ya da Mecnun olur çöllerde biter hayatı... Leylâ ile Mecnun kavuşmuş olsaydı bugün konuşacak Leylâ ile Mecnun'umuz olmazdı. Keza Kerem ile Aslı'mız, Ferhat ile Şirin'imiz, Tahir ile Zühre'miz, Meral ile Halil'imiz olmazdı. Türkiye'den biraz uzaklaşalım; Romeo ve Juliet'imiz de olmazdı. Hülasa; aşkın bu dünyada vuslatı yoktur.
Sevmek ZamanıMetin Erksan · Hareket Yayınları · 197352 okunma
Puan vermedi
Elfler... J. R. R. Tolkien'in kurgusal romanında Orta Dünya evreninde yaşayan kadim bir irk. Bu irkin Özelliği ise öldürülmediği ve kederden solmadikları takdirde ölümsüz oluşları. Yüzüklerin Efendisinin ilk filminde yaşadıkları orta dünyaya artık karanlıklar hakim olmaya başlar. Her geçen gün daha da artar ve ölümsüz elfler kederden solup yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalırlar. Ve bir grup elf orta dünya da kalıp karanlıkla savaşmak yerine gri limanlardan kalkan gemiye binip ölümsüz diyarlara yelken açarlar. İşte ne zaman filmin bu karesini izlesem 'bu devir iman kurtarma devridir' deyip sadece kendi imanlarını kurtarmak, cennete gidebilmek için uğraşan insanlar geliyor aklımıza. Sadece kendine dönüp bakan ve etrafında neler olup bittiğini bilmeyen bir topluluk.. Bu düşünceye sahip insanlarda tıpkı elfler gibi karanlıkla savaşmak yerine kolay olanı seçtiler. Güvenli sandıkları limanlarına, evlerine sığındılar. Gel gör ki 'karanlık gün' gelip onların evlerinin içini de doldurdu. Güvenli evlerinde sadece kendilerini kurtardılar. Öyle ki sadece kendilerini. Necip Fazıl Kısakürek bu durumu şiirinde şöyle anlatmış: Üç katlı ahşap evin her katı ayrı alem! Üst kat: Elinde tespih, ağlıyor babaannem, Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve aşıkları, Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlikları
Yüzüklerin Efendisi (Tek Cilt)J. R. R. Tolkien · Metis Yayınları · 20166,3bin okunma