Aldatma; ne kelime ama! Bir insanın durumunu ruhsuz ve otomatik bir şekilde tanımlayan böyle kelimeler vardır. Fakat şu anda ikimiz için olduğu gibi her şey bittiğinde, böyle kelimeler pek bir işimize yaramaz. Aldatma, sadakatsizlik, ihanet; işaret ettikleri insan öldüyse, bunların gerçek anlamı uğruna hesap verdiyse, hepsi sadece birer kelime. Kelime olmayansa sessiz gerçek...
Ah aptal erkekler! Bu kokuşmuş türlerin hepsi böyle işte. Bir kadını elde edene kadar ağız ishali, o kadını elde ettikten sonra da kabız herifin teki olurlar.
Anne-babalık tecrübesinin herkesi değiştirdiğini söylemiştim. Bu sözü aslında, "Anne/baba olmak, kimseyi değiştirmez; ancak insanın gerçek kişiliğini ortaya çıkarır." şeklinde de değiştirebiliriz. Bir insan, çocuklara nasıl davranıyorsa o'dur; ama bir insan en çok, kendi çocuğuna davranırken kimse o'dur. Şöyle düşünelim. Bir insanın gerçek kalitesini, normalde değil, öfkelendiğinde, kendisini çaresiz hissettiğinde nasıl davrandığı, öfkelendiği kimselere nasıl, ne şekilde tepki verdiği gösterir, değil mi? Bir insanın en çok öfkelendiği kişi çocuğudur; çünkü insanın, kendisine ait olduğunu kabul etmek istemediği kötü taraflarını yansıtacağı (projection) en kolay kurban kendi çocuğudur; üstüne üstlük, bu yansıtma (projection) ve yansıtmayla ilişkili verdiği tepkiler, başkaları tarafından eleştirilmeyeceği, "anne-babalık" adı altında örtbas edileceği için kişi daha rahat davranır. İşte bu yüzden, kişinin en çıplak, en gerçek hali, çocuğuna öfkelendiği zamanki halidir.
Daha önce neredeyse hiç adım atmadığım sokaklarda, daha önce hiç ama hiç bana ait olmayan zamanda, nereye gittiğimi bilmeden, nereye varacağımı düşünmeden, yürüyorum.