Herkes hayatında en az bir kere deliriyor, düşüyor, kayboluyor ve hiç kimsenin delirmesi, düşüşü yahut kayboluşu bir başkasınınkine benzemiyor. Yıkımların her birinin kendine özel bir hikâyesi var. Bu yüzden de istisnasız herkes, kendi başına gelenleri başkalarınınkine kıyasla daha büyük bir felaket olarak görme yanılsaması içinde. Belki de bu, insanın aradığı avuntuyu ve teselliyi bulamayınca, yaşadığı hayal kırıklığıyla sürüklendiği bir yanılsamadır.
Kötü hatıralar insanı köleleştirir; içinde bulunduğu anı dilediğince yaşamasına müsaade etmez. Kötü hatıralar, kapısı ve penceresi olmayan bir odadadır. Zaman ve mekân gittikçe anlamını yitirir, hakikat parçalanır; insanın önce zihni, sonra bedeni çürümeye başlar. Kendi uydurduğu yalanlara inanarak kurtulmayı ümit etmek, çürümenin safhalarından biridir. Unutmak, hatırlamanın bir parçasıdır; kötü hatıraları dalgınlıkla hafızadan uzaklaştırarak değil, acı çekmeyi göze alarak unutmak gerekir.
Özgürleşme tam da burada başlar.