“Ne kadar unutmaya çalışırsan o kadar canlı hale gelir. Hatırlamak istediğinde ise senden kaçarlar. Tıpkı şarap gibi, karıştırırsan bulanıklaşırlar. Ama onları olduğu gibi bırakırsan sonunda netleşirler.”
~film alıntısı~
“Dağlarının, dağlarının ardı,
Nazlıdır.
Uçurum kıyısında incecik bir yol
Gider dolana - dolana,
Bir hastan vardır, umutsuz,
Belki Ayşe, belki Elif
Endamı kuytuda başak,
Memesinin, memesinin altında,
Bir sancı,
Bir hayın bıçak...”
Bunu fark ettiğim yer biraz canımı yakıyor. Çünkü bugün bana gerçekten değer veren, bunu açıkça gösteren birinin bana “tanıdık” gelmemesi… içimde garip bir boşluk yaratıyor. Sanki kalbim başka bir dili konuşuyor, aklım başka bir şeyi biliyor.
Alıştığım şeyin peşinden gitmek kolay. Belirsizliğin, gelgitlerin, o eski tanıdık duyguların… Ama iyi gelenin içinde kalabilmek, orada durabilmek, kaçmadan bakabilmek… işte orası benim için yeni.
Belki de mesele hissetmemek değil. Belki mesele, farklı bir hissi henüz tanıyamamak.
Şu an bildiğim tek şey şu:
Bu döngüyü fark edebiliyor olmak bile bir başlangıç.
Ve insan, fark ettiği yerden değişmeye başlıyor.
Kalbimle aklım arasında sıkıştığım o yerde bile, artık kaybolmuş gibi hissetmiyorum.
Çünkü ilk defa nereye bakmam gerektiğini biliyorum.
~bugünden~
“…ve bilin ki, Allah kişi ile kalbi arasına girer.”
(Enfâl S. 24)
🤍