Ümmetin bizden öğreneceği şeyler olduğu gibi, bizim de ümmetten öğreneceğimiz çok şey var. Onlar bize bakarak bazı eksiklerini tamamlayabilecekleri gibi, bizim de bazı eksiklerimizi ancak onların yardımıyla tamamlayabileceğimiz, tartışılmaz bir gerçek. Bir elin parmakları gibi tıpkı: Her bir parmağın, diğerine olan hayati ihtiyacı gibi. Bir duvarın, bir tanesi bile düşse diğerleri de eksilip zayıflayacak olan tuğlaları gibi ya da. Onlar olmadan biz yarımız, bizsiz onların da yarım olduğu gibi...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Türkiye şimdiye kadar belli yapısal sorunlarla, yasaklarla, engellerle, hendek ve kanallarla malul vaziyetteydi. Müslümanlar olarak, en temel haklardan mahrum şekilde, elimiz kolumuz bağlıydı. Bir şey yapmak ve adım atmak istediğimizde, karşımıza dikilen dağlar, gerilen kollar, kurulan setler vardı. Program yapmak istesek salon yoktu, yazmak istesek basıp dağıtmak zordu, konuşsak dinletecek araç-gereç eksikti. Şimdi hepsi var. Hepsi var amma, istikrar ve sabırla iş yapacak şevk, planlı-programlı çalışacak kafa, işi maddiyata dökmeden ulvî amaçlarla hedefe kilitlenecek bilinç eksildi. Onlar da nerden tedarik edilir, bilinmez.
... Sorun olarak değerlendirilen sancılı meselelerin kaynağı, toplumlara verilen dini eğitim ya da müfredattan çok, bu ülkelerdeki adaletsizlikler, toplumsal çözülmeler, yabancı müdahaleleri, sosyal ve siyasal kısıtlamalar... Bu gerçeği görüp makul ve kapsayıcı çözümler üretmeden dini müfredatı kurcalamak, ameliyat edilmesi gereken bir yaraya merhem sürüp tedavi beklemekten farksız.