Yahudilerin diline gelince, tabiatıyla bu Arapçaydı. Fakat halis bir Arapça değildi. Bilakis ona İbranice sözler karıştırıyorlardı. Çünkü onlar İbranice'yi büsbütün bırakmamışlardı.
Dualarında ve öğretimlerinde onu kullanıyorlardı.
Halkın çok büyük bir kısmı yahudilerden iğrenirdi. Çünkü onlar faizcilik yaparak servet ve zenginliğe kavuşmuşlardı. Araplar ise böyle şeylerle uğraşmaktan tiksinirlerdi.
Yahudiler
Yabancılarla yaptıkları işlerin çoğu rehin ve faiz alışverişine dayanırdı. Sahip oldukları mıntıkanın ziraî yapısı buna imkân tanıyordu. Çünkü çiftçiler hasad zamanına kadar borç almak zorundaydılar. Bu rehin koyma işi, sadece mala inhisar etmezdi. Bilâkis kadınlar ve çocuklar da rehine mevzu teşkil ederdi.
Bu sırada Allah Teâlâ'nın gönderdiği örümcek, mağaranın önündeki ağaçla mağara arasını ağıyla ördü. Resulullah ve Ebû Bekir'i gizledi. Cenab-ı Hak iki yabanî güvercine emretti, onlar da ağaçla örümcek arasına yuva yaptılar.
Yerdeki ve göklerdeki ordular Allah'ındır.
Kureyş, Resulullah'a olan bunca düşmanlığına rağmen, onun güvenilir, doğru ve mert bir insan olduğuna sonsuz güven beslerdi. Mekke'de herkes, bir zarar gelmesinden korktuğu eşyasını güvenlerinden ötürü Resulullah'a emanet ederdi. Bu tür emanetler Resûl-i Ekrem'in yanında oldukça çoktu. Bundan dolayı Hz. Ali'ye bu emanetleri sahiplerine verinceye kadar Mekke’de kalmasını emretmişti.