Yıldırım'ın naaşı, Bursa şehrine gözyaşları ve ağıtlar içerisinde girerken, yaşlı hakan, altı senedir görmediği haremine ve başkentine doğru yola koyulmuştu. Böylelikle batıdaki küçük krallıklar rahat bir nefes aldılar. Doğudaki büyük Çin imparatorluğu, Timur'un dönmekte olduğunu biliyor fakat "meşum" tasarılarını gerçekleştiremeden ölmesini umut ediyordu. O ise sonsuza kadar yaşayacağından emin gibiydi.
Konstantiniyye'yi de alalım, kudretli Macarların, dirayetli Alamanların, kahraman Frenglerin ülkesini de alalım duracağız. O zaman hep birlikte dünyayı mamur edeceğiz. Ebedi barış olacak. Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi, Osmanlı sancağı altında barış içinde yaşayacak. Kiliseler, havralar olacak fakat Muhammed'in (sav) adı her şeyin üzerinde, her şeyin üzerinde yankılanacak."
Yoksa siz Müslümanlar için tek yaptığım şeyin İzmir'i fethetmek olduğunu mu sanıyorsunuz? Benim elimle ne kadar Moğol, Müslüman oldu biliyor musunuz? Düşünün; Müslüman olmuş bir Moğol ne demektir? Tarih bunlara Türk diyecek."
İnsanları endişelendiren, üzüntüye boğan günahkar olmaları değil, başkalarının kendilerinden daha iyi, daha masum olma ihtimaliydi; şehrin kötülerle dolu olduğunu düşünmek onları rahatlatıyor, teselli veriyordu.