Arapçayı oldukça fasih bir lehçeyle konuşan Kurtuba halkı, dillerini Hıristiyanların da öğrenmesine ön ayak olmuştu. O dönemde Arapça o kadar yaygın ve baskın konumdaydı ki, Avrupa'nın birçok bölgesinden Arapça öğrenmek için Kurtuba'ya gelmek oldukça sıradan bir işti. Hıristiyan din adamları, gençlerinin Arap özentisinden kurtulamadığından, kendi dinî ve kültürel metinleriyle ilgilenmek yerine Arap şiiri ezberlemekle uğraştıklarından şikâyet ediyordu. Avrupalı gençler, Araplar gibi giyinmek, günlük hayatta sarık ve cübbe kullanmak, Arap geleneklerini taklit etmek gibi konularda açık bir özenti saplantısı içindeydi. Avrupalıların Endülüslü âlimlerde görüp benimsediği sarık-cübbe, zamanla Avrupa akademi ve hukuk çevrelerinde de kullanılmaya başlamıştı. Hatta bugün akademisyenlerimizin ve hukukçularımızın giydiği cübbelerin kaynağı da, tam olarak burasıydı.
1969 yılının Eylül ayının bir Cuma günüydü. Rue Monge'daki Paris Camisinde Cuma saatini bekliyorduk. Hoca Rahmetli, (Muhammed Hamidullah) Müslümanların birbirlerinin aleyhinde bulunmalarından yakınıyordu. Bir ara bana döndü ve kulağıma, hiç unutmadığım şu sözleri fısıldadı: - Sana bir söz söyleyeceğim ki, bu sözü kadınlar gibi küpe yapıp kulağına tak ve hiç çıkarma: En günahkâr Müslüman kardeşimiz, bize kâfirden daha yakındır!