Sanırım çoğumuz yıllardır bekliyorduk bu kitabı. Bozulmuş kırmızı ojemle okumaya başladım. Ne ojemin kırmızısı umrumdaydı ne de bozulmuş olmaları. Okumalıyım dedim, daha ne bekliyordum ki? Özgür'ün gelip kitabı zorla okutmasını mı? Renkler bu kitaba uymuyor, bu kitabın rengi kasvet... Ama kırmızı ojelerimi de dert etmedim. Nasıl edebilirim ki kapağı açar açmaz maceramıza başlıyoruz. Bu seriyi okurken nefes almak imkansız çünkü hep bir koşuşturma içerisindeyiz. Özgür' ün tilkilerine de yetişemiyorum. Gerçi yazarı bile yetişemiyor ona En sevdiğim sahne Yosun'un Hale'ye haddini bildirmesiydi. Zorlandığım sahne yine bir ayrılık sahnesiydi. Belki de yazar bizi bazı şeylere alıştırmaya çalışıyor. Ama hayır sanırım alışmak istemiyorum.Bu koşuşturmaların sonu nereye varacak bilmiyorum ama bir sona vardığında biz bizlikten çıkacağız. Kirli Peri Masalı tam bu kitap için bulunmuş, onunla bütünleşmiş.
Bayburt'un soğuk, birazda kasvetli günlerinde okuduğum en doğru kitap. Yırtıcı Kuşlar Zamanı benim ilk okuduğum polisiye kitaptı.
Kitaptaki karakterler o kadar gerçek, o kadar hayatın içinden ki…
Okurken ‘Ben de böyle hissettim’ dediğim çok yer oldu.
Kimi korkusuyla savruluyor, kimi hırsının içinde kayboluyor, kimi de sadece hayatta kalmaya çalışıyor.
Aslında hepimiz öyleyiz.
Ahmet Ümit bu kitapta sadece bir polisiye anlatmıyor;
kalbimizin karanlık köşesine küçük bir ışık tutuyor.