Korku... Korku ve insan, korku ve insan talihi, insanın insana hücumu, o hiç yere düşmanlık. Fakat neyi aldatabilirdim, kime anlatabilirdim? İnsan neyi anlatabilir?
İnsan insana, insanlara hangi derdini anlatabilir?
Yıldızlar birbiriyle konuşabilir, insan insanla konuşamaz.
Bence radyo, aklımın erdiği kadarını söyleyeceğim tabii, insanoğullarına lüzumsuz meraklar aşılamaktan başka bir işe yaramaz. Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikayet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?
O esrarlı yangına bu can nasıl dayandı
Sahile vurdu kalbim su yandı, kum da yandı,
Bir mum gibi eriyip aktı uykusuzluğum
Ölüme baş kaldıran dertli uykum da yandı
Yurdumdan mahrum edip dolaştırdın cem gibi
Ruhumla söndü alev sonra ruhum da yandı
Kül oldu bir yiğidin figanıyla her umut
Bülbülün küllerine konan puhum da yandı
Böylesi bir yangın görmedi Nemrut bile
Kaktüsün gölgesinde nazlı ahım da yandı
Ahımdır zannederdim en belalı kıvılcım
Kirpiğine dokunan kanlı ahım da yandı
Bir damla su ver bana ey çöl, bari sen küsme
Kalmadı hiçbir şeyim bak günahım da yandı
Yenilgiler bir tufan gibi çöktü üstüme
Ülkem yıkıldı heyhat, ordugahım da yandı.
Köleleri her akşam duman kıldı gözlerim
Başıma tac ettiğim padişahım da yandı
İlk defa böylesine tutuştu gökkuşağı
Renklerim siyah oldu ve siyahım da yandı
Bey gazeteden başını kaldırıp:
"Ne var, ne oldu gene?" Diye umursamaz sordu.
Memed:
"Benim adım İnce Memed," dedi birden. Tok, meydan okuyan bir sesle. "Beni bilebildin mi?"
Ali Safa Beyin elindeki gazete düştü, yatakta yarı doğrulmuş öyle kalakaldı. Yüzü apak oldu, gözlerinin karası bile aka kesildi. Dudakları titredi. Ağzını bir kaç kez açtı açtı kapadı, sesi çıkmadı.
Memed elindeki filintasını ona doğrulttu, üç el ateş etti...