Yıl bitmeden yeni bir yazarla -Agota Kristof- tanışmak istedim ve tatmin edici bir tanışma oldu benim için. Kitapta çok enteresan şeyler var; başlangıçta üçlemenin tek kitapta toplandığını görüyoruz zaten. Bu kimi zaman karakterler arasında bocalamanıza neden oluyor sanki roman postmodern bir yapıya bürünüyor bu yüzden. İçeriğine gelecek olursak savaş, yıkım, göçmenlik, kimlik meselesi ve yazmak meselesi. Ve hepsinin toplamı sarsıcı bir kitap. Bazı sahnelerin çok normal bir şeymiş gibi verilmesi de ayrıca bunu tetiklemiş. Özetle şans verilmesi gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
“Şuna inanıyorum ki bütün insanlar dünyaya en azından bir kitap yazabilmek için gelmiştir, başka bir şey için değil. İster sıradan ister çok özel olsun, önemi yok, yazmayan kişi yitik insandır, iz bırakamadan gelip geçer.”
“En kötüsü,hayır demeyi öğrenemedim. Yemeğe kal dediler: kaldım. Oysa, kalınmaz. Onlar biraz ısrar ederler; sen biraz nazlanırsın. Sonunda kalkıp gidilir. Her söylenileni ciddiye almak yok mu, şu sözünün eri olmak yok mu; bitirdi, yıktı beni.”