Dostoyevski’nin yarım kalan ilk büyük roman denemesi. Tesadüfen karşıma çıkmıştı bu kitap; diğer kitaplarının gölgesinde kalmış haliyle. Kitabı yazarken tutuklanan Dostoyevski yıllar sonra hapisten çıktığında bir daha yazmak istememiş bu kitabı ama keşke yazsaymış ya da keşke tutuklanmasaymış dedirtti bana bitince. Çünkü tam güzel güzel olaylar işlenirken kitap bambaşka güzel yerlere evrilecekken bir anda bitiveriyor. Ancak yine de onun ustalığının tohumlarını net bir şekilde görebiliyoruz bu kitabında. Yakın zamanda yeniden görüşeceğiz seninle, insanın ruhuna fısıldayan adam!
Biraz aranın ardından yine bir Grange okuması. Bu sefer konu bizi yakından ilgilendiriyor. Diğer kitaplarından da Türklerden, İstanbul’dan bahseden yazarımız bu sefer direkt Bozkurt’ları işin içine katmış. Fransa’da başlayıp İstanbul’a gelen ve ardından Nemrut Dağı’nda biten bir serüven. Bazı yerlerdeki ufak tefek sıkıntılar dışında merakın hep çok üst düzeyde olduğu heyecanlı bir romandı ancak sonunu daha güzel beklerdim zaten sonunu epilog ekleyerek daha tamamlayıcı bir hale getirmek istemiş ancak ona pek de yakışmamış. Yine de Grange okumak her zaman keyifli.