Birden arkasından bir el uzanmış, güçlü ve öfkeli. Bileğini sıkıca tutmuş:
- Bir dakika! Bu toprak parçası "benim".
+ Nasıl yani kardeşim?
- Yani "senin" değil!
+Ben? Sen? Benim? Senin? Var? Yok? Sahip olma? Sahip olmama? Izin? Hak? Yasak?
Bu yeni kelimeleri nereden öğrendin Kâbil? Kardeşim, konuştuğun bu dil neyin nesi?
Küçük ve sade evinde, kağıtlar, kitapçıklar, not defterleri, defterler, etrafa saçılmış yazıların kalabalığı arasında oturuyor, kitap rafları her tarafı kaplıyordu. Ordusunun tam kalbinde oturmuş büyük ve güçlü bir komutan olduğunu, dünyanın da onun buyruğu altında bulunduğunu hissediyordu.
Bütün bunlara rağmen çocuklara alçak gönüllü, müşfik, dost ve arkadaştı.
Kendi rızkının peşinde koşmak, burnu toprakta otlamak ve başını yemliğe gömmek koyun gibi yaşamaktır.
İnsan gibi yaşamak, "kendi için" değil, "başkaları için " yaşamaktır.