İşte, yerdeki ve gökteki ekinlerin, bu ekinleri dalgalandıran rüzgârların içinde, pek çok söz, acılardan yokluğa, hasretlerden sevdalara, savaşlardan ölümlere, umuttan çaresizliğe o dağ senin bu ova benim, o yürek senin, bu gözyaşı benim dolaşan türküler varmış eskiden.
Ölümden sıyrılmıştı işte. Ruhu güneşe, yakıcı şeylere doğru koşma isteğiyle tutuşmaya başlamıştı. Zihni kamaşmıştı. Bir ışık onu kendine çekiyor, o âna dek yaşadığı, hissettiği ne varsa hepsini unutmasını istiyordu.