Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem gece uyandığında: ″Allah’u Teâlâ’dan başka ilâh yok, O’nu tesbih ederim. Allah’ım! Günahlarımı bağışlamanı ve rahmetini dilerim. Allah’ım! İlmimi artır, bana hidâyet lütfettikten sonra kalbimi haktan döndürme, bana katından bir rahmet ver. Şüphesiz ki, Vehhâb olan (çok bahşeden) ancak Sensin″ diye duâ ederdi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
1-2. Elif, Lâm, Mîm.* Allah’u Teâlâ ki, O’ndan başka ilah yoktur, Hayy ve Kayyûm olan O’dur.
İzah: Hayy: Ezelî ve ebedî hayat ile diridir. Kayyûm: Bütün mükevvenâtın yaratma ve tedbiri, muhafazası O’na aittir, demektir.
Allah’u Teâlâ, kulun irâdesini kendi eline vermiştir. ″Şüphesiz ki Allah’u Teâlâ, kullarına aslâ haksızlık yapmaz″[2] buyruğu budur.
Allah’u Teâlâ’nın hiçbir kuluna haksızlık yapmayacağına ve îman edip sâlih amel işleyenlerin Cennete, inkâr ederek kötü amellerde bulunup küfrü seçenlerin de Cehenneme gideceğine ve bu hususta irâdeyi tamamen kulun eline verdiğine dair çok sayıda Âyet-i Kerîme vardır. Bu konuda geniş bilgi için Sûre-i Enfâl, Âyet 51’in izahına bakınız.
″Kalpler dört türlüdür. Tamamen mühürlenmiş kalp, bu (küfürde inâdi olan) kâfirin kalbidir. Eğri ve içinde îman ile küfrü bir arada bulunduran kalp, münâfığın kalbidir. İçinde ışıl ışıl bir kandilin yandığı kötülüklerden arındırılmış kalp, Mü’minin kalbidir. Bir kalp daha vardır ki, içinde nifak ve îmanı beraberce barındırır. Îman, bu kalpte tertemiz sulardan beslenen bir ağacı andırırken, nifak, kan ve irin akıtan bir yaraya benzer. Artık hangisi diğerine üstün gelirse, kalp onun hükmü altına girer.″