İşte Kürd teorisyenlerin en çok zorlandıkları ve sıkıştıkları noktalar da bunlardadır. Altın çağı ve şiirsel mekanları milat öncesi yaşamış halklarda aramakta; ama iddialarını arkeoloji ve filolojiyle pekiştirme konusunda tamamıyla köşeye sıkışmaktadırlar. Nitekim İzady ''en küçük halkların bile dünya müzelerinde sanat eserleri sergilenirken, Kürdlere ait hiçbir eserin bir halı veya kilimin, hatta kırık bir ok ucunun bile yer almamasından'' şikayet etmektedir.
Hadi aradaki adavetten dolayı Türkiye, İran ve arap müzelerinde Kürd yadigarlarına yer verilmediğini, red ve inkar politikası uygulandığını varsayalım; peki Almanlar, Amerikalılar, İngilizler, Ruslar vs de mi müzelerimizde Kürdlere ait kırık bir ok ucu dahi sergilemeyelim diye söz birliği ettiler? Olmayan şeyin neyini sergileyecekler? Yoksa iskitlere, perslere veya bölgede yaşayıp tarih sahnesinden silinmiş halklara ait arkeolojik yadigarların üzerine ''Kürdlere ait eski bir...'' ibaresini mi, yahut etnik akrabalığı tarihen ve bilimsel olarak ispat edilmemiş sınır tanımaz iddialara istinaden ''Kürdlerin ataları kabul edilen Hititlere ait bir....'' yazısını mı yazmalıydılar?