Salonda irikıyım, aşırı şık, zengin dullarla, can sıkıcı akademisyenlerle on dakika kadar konuştuktan sonra birden fark ettim ki biri bana bakıyor. Başımı hafifçe yana çevirdim ve hayatımda Dorian Gray'i ilk kez işte böyle gördüm. Göz göze geldiğimiz zaman yüzümün sarardığını hissettim. İçgüdüsel olarak tuhaf bir korkuya kapıldım. Sırf kişiliğiyle insanı büyüleyen, beni büyülemesine izin verdiğim takdirde bütün varlığımı, bütün ruhumu, sanatımın ta kendisini yutacak olan bir kişiyle karşı karşıya bulunduğumu biliyordum... Sana bunu nasıl açıklasam, bilmiyorum. İçimden bir ses bana sanki hayatımın en büyük bunalımının eşiğine geldiğimi söylüyordu. Tuhaf bir duygu vardı içimde, sanki yazgımda çok büyük mutluluklar, çok büyük acılar yaşamak vardı. Dorian'la konuşursam ona bütün yüreğimle bağlanacağımı ve onunla konuşmamam gerektiğini biliyordum. Korktum, arkamı döndüm, oradan kaçmak istedim. Bana bunu yapmamı söyleyen şey vicdanım değildi; korkaklıktı.