Yine de en etkileyici olan oydu, Önderimiz Dionysos. Gözlerinin içine baktı mı... Ahh! Nasıl anlatsam! kelimenin tam anlamıyla evrenin içinde eriyip gittiğini, onunla mükemmel bir şekilde kaynaştığınızı düşün. Mutlak bir mutluluk hissini hayal et. İnan bana... bu, herhangi bir şaraptan da uyuşturucudan da daha iyiydi.
Gauguin'e -istemeden de olsa- verdiğim sıkıntıyı düşündükçe pişmanlık duyuyorum. Ancak, en son günlere dek gördüğüm tek şey şuydu; Çalışırken Gauguin'in aklının yarısı Paris'e gidip tasarılarını gerçekleştirmekte, öteki yarısı ise burada, Arles'daydı. Bütün bunlardan sonra, o ne olacak?
Neden böyle solgun ve bitkinsin, sevdalı aşık?
Lütfen, neden böyle solgunsun?
Sağlıklı görünürken onu heyecanlandıramadın da,
Hasta görünürken mi heyecanlandıracaksın?
Lütfen, neden böyle solgunsun?
Neden böyle aptal ve suskunsun, genç günahkâr?
Lütfen, neden böyle suskunsun?
Güzel konuşmak onu elde edemedi de
Hiçbir şey söylememek mi elde edecek onu?
Lütfen, neden böyle suskunsun?
Bırak bırak, ayıptır! Bu, ona dokunamaz;
Bu, fethedemez onu.
Eğer kendiliğinden sevemezse,
Hiçbir şey işe yaramaz:
Cehenneme kadar yolu var!