Gauguin'e -istemeden de olsa- verdiğim sıkıntıyı düşündükçe pişmanlık duyuyorum. Ancak, en son günlere dek gördüğüm tek şey şuydu; Çalışırken Gauguin'in aklının yarısı Paris'e gidip tasarılarını gerçekleştirmekte, öteki yarısı ise burada, Arles'daydı. Bütün bunlardan sonra, o ne olacak?
Neden böyle solgun ve bitkinsin, sevdalı aşık?
Lütfen, neden böyle solgunsun?
Sağlıklı görünürken onu heyecanlandıramadın da,
Hasta görünürken mi heyecanlandıracaksın?
Lütfen, neden böyle solgunsun?
Neden böyle aptal ve suskunsun, genç günahkâr?
Lütfen, neden böyle suskunsun?
Güzel konuşmak onu elde edemedi de
Hiçbir şey söylememek mi elde edecek onu?
Lütfen, neden böyle suskunsun?
Bırak bırak, ayıptır! Bu, ona dokunamaz;
Bu, fethedemez onu.
Eğer kendiliğinden sevemezse,
Hiçbir şey işe yaramaz:
Cehenneme kadar yolu var!
Sayısız acı tattıysam da hiçbirini dile getirmedim, gözlerimden tek bir damla olsun gözyaşı akıtmadım ve bu duruma düşerek hüngür hüngür ağlayacağımı aklımın ucundan bile geçirmedim. Ama göründüğü kadarıyla, şimdi kaderimin kölesi olmak zorundayım.