Merhaba, kitabı az önce bitirdim. El Kızı’nı bir tavsiye üzerine okumaya başladım ve başta sıradan bir aile hikâyesi gibi ilerler sanmıştım ama ilerledikçe çok daha sert, rahatsız edici ve düşündürücü bir yapıya dönüştüğünü fark ettim. Nazan beni en çok sinirlendiren ama aynı zamanda en çok düşündüren karakter oldu bazı yerlerde gerçekten nasıl bu kadar sessiz kalabiliyor? hatta okurken sinirlenip kitabın içine girip onu sarsmak istedim ama sonra bunun sadece güçsüzlük değil, sürekli bastırılmanın ve yalnız bırakılmanın sonucu olduğunu da fark ettim. Hacer ise tam anlamıyla kontrolcü ve baskıcı bir karakterdi, oğluna aşırı bağlı olduğu için gelinine hayatı dar eden, “cadaloz karı” diyebileceğim bir yapısı vardı ama sadece kötü demek de eksik kalıyor çünkü davranışlarının arkasında kaybetme korkusu ve kontrol etme isteği vardı. Mazhar için ise en net düşüncem onun çok kararsız ve pasif olduğu yönünde, iyi niyetli olmasına rağmen hiçbir şeye net duruş sergileyemediği için iki taraf arasında kalıyor ve aslında fark etmeden en çok zararı o veriyor. Genel olarak kitap bana şunu düşündürdü: bazen bir evin içinde büyük kavgalar olmasa bile insanlar birbirini sessizlikle, baskıyla ve yanlış seçimlerle yavaş yavaş tüketebiliyor ve en zor tarafı da kimsenin dışarıdan bakınca bunu hemen fark etmemesi. Kısacası bu roman sadece bir aile hikâyesi değil, insanların korkuları, suskunlukları ve birbirine yaklaşma biçimleriyle nasıl bir çıkmaza sürüklenebildiğini gösteren, hem sinir bozucu hem de çok gerçekçi bir hikâye. Tavsiye ederim:)