... insanların ne kadar temkinli olduklarını, hiç büyümedikleri için birbirlerinden ve kendilerinden arzularını, umutlarını ve kaygılarını gizleyerek dürtülerinin arasında nasıl el yordamıyla dolandıklarını ve tökezlediklerini düşündüm.
Gelmeyecek biliyorum. Denizkızı tekrar gelmeyecek. Fırtına da kopmayacak. Böyle usul usul sürükleneceğiz. Ve asla bir karaya varamayacağız. Yeterince unumuz var, şarabımız ve suyumuz da. Biraz konserve, biraz nohut ve fasulye. Yıllarca idare ederiz bence. Ben nasılsa hayaletim. Yediğim içtiğim bir şey değil. Kaptan desen, bakmayın böyle konuştuğuna, çok yakında gemiyi vardırır bir karaya. Çıkar bir bakkaldan alışveriş yapar, birkaç denizciyle kavga eder. Postaneden bir iki yere telefon açar. Sonra yine döner gemiye. Erzakları aşağıya yığar. “Hadi” der “Fantom, açılıyoruz, hazır mısın?”
Hazır mıyım?
Değilim aslında. Ne fırtınaya ne kadere ne denizkızına ne gergedana ne de bu derin ve uçsuz bucaksız yalnızlığa. Ama gemideyim. Herkes gibi. Hayalet gibi. Kadere doğru...
Denize açılıyoruz. Yelkenlerimiz yırtık. Motorumuz çalışmıyor. Kürekleri çalmışlar. Dalgalara ve rüzgâra güveniyoruz.
... Fırtına çıktı çıkacak. Gemi o fırtınada ya yol alacak ya batacak. İkimiz de biliyoruz. Pek hayırlı değil bu gidişat. Onu da biliyoruz da bilmiyormuşuz gibi devam ediyoruz.