Hegel’in ünlü metaforundaki köle gibi, kadınlar da ‘’ mutsuz bir bilinçlilik’’ durumu yaşamakta, onları aynı anda hem kendilerini ezen bir parçası, hem de onun yabancısı kılan bir yabancılaşma içinde bulunmaktadırlar. Onların bu ‘’ sınır’daki ikircikli ve huzursuz konumu, ezilmişliğin bilincine varma, onu adlandırma ve ona karşı direnme olanağı da beraberinde getirir.
Ölümü kutsamak, yaşamı savunmaktan daha önemliydi artık. Herkes öfkeliydi ölüm sözcüğü ekmek, su, gökyüzü ve ağaçların hediyesi hava kadar sıradan bir sözcüğe dönüşmüştü o günlerde…
Gözlerimi açtığımda bana mutlulukla bakan bir kadın hatırlıyorum. Bir şey söyleyecek oldum ama vazgeçtim utandım onu sevdiğimi söylemeye. Zaten böyle şeyler ayıptı bizde… Biz hep gizlice söze dökmeden,sevgimizi gözlerimize taşıyarak severdik başımı onun yumuşacık dizine daha da bastırıp sevgimi başka yoldan göstermeyi seçtim.
Dostluklarımız, sosyal medyada paylaşılan gönderilerin altına bırakılan tekdüze kalp işaretlerine indirgenmişti. Bu çağın merakı ve inceliği bundan ibaretti artık. Elbette buna ‘’ haberleşme’’ denirse. Dünya çoktandır tuhaf, eksik, mesafeli bir yere dönüşmüştü.