"Harika bir şey!" dedi o. "Senin kadar geleceğe dönük, hep gelecekle meşgul ikinci bir insan daha tanımamıştım. Babam çok uzak geçmişte yaşar. Kardeşimle ben de hep dakikadan dakikaya yaşamışızdır. Pek pek günden güne. Gelecekten hiç söz etmeyiz. Ben geleceği hep, yığınlar halinde 'bugün' olmayı bekleyen yarınlardan oluşmuş diye görürüm.
Fazla hızlı gidip hikayenin önüne geçiyorum galiba. Ne var ki hayat sırayla giden bir şey değildir. Düzenli de değildir. Hem ayrıca, benim o yaz aşka hazır olmamla, sonbaharda gizli bir ölüm isteğini kovalamam arasında bir bağlantı da var. O bağlantı Katya.
Bak, şimdi konuşurken, Tennessee Williams'ın yaklaşımını da hatırladım. Williams, "İnsanlar birbirlerini kendi egolarındaki çatlaklardan görürler" der. Ona göre, bu çatlaklardan bakılarak yaşanan hayat, yanlış anlaşılmalar bütünüdür.
Geçmiş zamanda bir şeyler öğreniriz, ama bizi biz yapan bu öğrendiklerimiz değildir. Geçmiş zamanda acı çeker, geçmiş zamanda sever, geçmiş zamanda ağlar ve geçmiş zamanda güleriz. Fakat şimdiki zamanda bu bir işe yaramaz.