vusiican

vusiican
Yaseminler üstüne yemin ederim...
Durmadan ölüyorum yaşayabilmek için - belki de bütün pisikanalizi tersine çevirmek gerek; yaşamın saçmalığı rüyalarınkinden kat kat fazla ve zamanın hızı, tehlike getiriyor, başka değil. Bunca ses arasında duyulan, bir tehlike sireninin sesi; şu, herkes için çalan... Bir yerden gelip bir yere gitmemek, asıl asılsızlık bu. Kendim hariç her şeye uzağım ve çok kişiyi öldürdüm; kafam, cinayetlerle dolu. Tüketmek gerek anlamları - ama üretmek ve tüketmek... Yok etmek - ama var edip sonra yok etmek... Güneşi suçluyorum - söndürmek gerek bu boş yangını. Bana en uzak yerlerdeyim çoğu zaman - sonsuz yaşamın içindeki düzelmeyen kambur... Benim gökyüzüm delinmedi; delinen, anlar ve zihnimin saydamlığı...
Reklam
Sağım sanki solum gibi - solum, hiç yok. Gökyüzü her zamanki gibi, her zamankinden farklı - bu da sıradan. Bazen bakıp, herkes gibi "Ah!" diyorum; ama bunu hak edip etmediğimi bilmiyorum. Ve bu daha varmamışçasına geçen zamanda, biraz sallanan yerde durmadan kala kalanım - ki bu bilinci ürkekçe tüketmek değil; daha ileri götürmek istiyorum oyunu.
Şunu söylemeliyim ki ben bu kadar değildim; henüz bitmedim ama, eksildim. Yakında yalnızca suyum kalacak ve bu yüzden bana kızılacak.
Ölüm ile karşı karşıya gelen insan, başka hiçbir çaresi yoksa teslim olur. Teslim olmak, ellerini kaldırmak değil, farkında olmak ve sonuna kadar tüm güçleri geri vermektir.
En canınızdan bezip "Benden bu kadar," dediğiniz anlarda, bir oyun bozan çıkar ortaya. Kendinizi yok etmeyi, en azından yok saymayı düşündüğünüz bir anda, birisi bir kahve ısmarlayıverir; ve bir kahveye fit olup, yaşama devam etmeye karar verirsiniz. Değişen bir şey yoktur tabii - ve bu kimse yeni biri de değildir. Bu, iyi niyetli olduğu sanılan, o anda yaptığının farkında olmayan insanlar yüzünden yüzlerce intihar önlenir; yüzlerce kopuk yaşam, çürük de olsa yaşamınızın rengine uymayan renkli iplikle dikilir. Önüne bakıp da renk farkını gören, daha fazla dayanamaz; ama nasılsa bu pek sık rastlanan bir şey değildir. Çünkü insan kendisi için yaşamıyor; yığınlar için yaşadığını sanan, hiç yaşamıyor - geriye, bir iğne iplikle peşinizden koşturan birkaç kişi kalabiliyor ancak. Ve tüm uğraşılar, yaratılmaya çalışılan şeyler, öğrenilen sözler, başka kimseler tarafından beğenilmek bile bu birkaç iplikçi için. İplikçisi (cep tiyatrosu) olmayanlar da vardır tabii; ama onların dikiş tutacak bir yanları da yoktur.
Reklam