Ölmek. Ne ki ölmek zaten ya? Ölmek, uyumak sadece. Düşün ki yalnız uykuda bitebilir bütün acıları yüreğin, çektiği bütün kahırları insanoğlunun. Uyumak, ama düş görebilir insan uykusunda. Çok kötü. Çok kötü. Çünkü o ölüm uykularında, sıyrıldığımız zaman yaşamın kaygısından, öyle düşler görebilir ki insan. Bir düşünsene. Ama işte bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden. Oysa kim dayanabilir ki zamanın kamçısına? Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine, sevgisinin kepaze edilmesine, kanunların bu kadar yavaş, yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine kim dayanabilir? Kötülere kulluk etmesine iyi insanın, bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken kim dayanabilir? Kim ister ki bütün bunlara katlanmak? Ağır bir hayatın altında, inim inim inleyip ter dökmek? Ölümden sonraki bir şeyden bu kadar korkmasa o kimsenin gidip de dönmediği o bilinmez dünya ürkütmese bu kadar yüreğini kim dayanabilir? Bilinç. Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi. Düşüncenin o soluk ışığı bulandırıyor o gönülden gelen o doğal rengi. Ve nice büyük yiğitçe atılışlar yollarını değiştirip sırf bu yüzden bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.